Sağlık Kataloğu, Doktor, Hastane, Hastalık, Sağlık Merkezi ve Güncel Sağlık Haberleri Bilgisi http://www.saglikkatalogu.com Sağlık, Tedavi, Estetik Yöntemleri | Sağlığınız sizin için ne kadar önemli!.. 30 Nov 2019, Sat 01:57:10 +0000 en hourly 1 http://saglikkatalogu.com Çalışan kalpte bypass http://www.saglikkatalogu.com/calisan-kalpte-bypass.html http://www.saglikkatalogu.com/calisan-kalpte-bypass.html/#yorum 30 Nov 1999, Tue 00:00:00 +0000 Admin
Çalışan kalpte bypass operasyonunda kullanılan "Oktopus" isimli cerrahi enstruman şekilde görülmektedir.

Pompaya bağlı birçok yan etkilerin olduğu cerrahlar tarafından bilinmesine rağmen kap ameliyatlarını yapmak için başka bir yöntem olmadığından bu yan etkiler kabul edilmekte idi. Kalp akciğer pompasının kalp ameliyatlarından sonra görülen komplikasyonları en öemli nedeni olduğu yapılan birçok araştırmada kanıtlanmıştır. Pompanın ameliyat sırasında beyin, böbrek, akciğerler ve karaciğer gibi önemli organlarda bazen kalıcı olan hasara yol açtığı uzun süredir bilinmekte ve gittikçe daha da iyi anlaşılmaktadır. Kalp akciğer pompaları özellikle son yıllarda teknolojik olarak gelişmiş olmasına rağmen hala vücudun kendi kan dolaşımı kadar ideal bir sistem olmaktan çok uzaktır.

Pompaya bağlı komplikasyonlar belirginleştikçe Avrupa'da ve ABD'de bir grup cerrah daha önce de Güney Amerika'da uygulanmış olan Çalışan Kalpte Bypass Cerrahisini uygulamaya başladı. Çalışan Kalpte Bypass Ameliyatının uygulanabilirliği ve hastalara ne kadar yararlı olduğu anlaşıldıkça bu ameliyatların sayısı ve uygulandığı hasta grubu gittikçe arttı. Çalışan Kalpte Bypass özellikle son 10 yılda bu konudaki teknoloji ve bilginin birikimi ile gittikçe artan şekilde uygulanmaya girdi. Birçok ülkede çalışan kalpte yapılan bypass ameliyatları toplam bypass ameliyatlarının % 50'den fazlasını ve hatta bazı ülkerede %90' ını oluşturmaktadır.
Bu ameliyatın kısa ve uzun süreli sonuçları binlerce hasta üzerinde yapılan çalışmalarda araştırılmış ve Çalışan Kalpte Bypass Ameliyatının Bypass Ameliyatının risklerini belirgin şekilde azalttığı kanıtlanmıştır.
Çalışan kalpte bypass ameliyatı her hasta grubunda yararlı olmasına rağmen özellikle 60-75 yas arası olan, şeker hastalığı olan ve kalbi zayıflamış hastalarda kanama, böbrek yetmezliği, kalp krizi ve felç gibi komplikasyonları azalttığı ve ameliyat sonrası ölüm oranını azalttığı gösterilmiştir.
Ayrıca yapılan karşılaştırmalı çalışmalarda çalışan kalpte yapılan bypass ameliyat sonuçlarının duran kalpte pompa kullanılarak yapılan ameliyatlar ile kısa ve uzun vadede eşit kalitede sonuçlar verdiği de kanıtlanmıştır.
Çalışan Kalpte Bypass Ameliyatlarının en belirgin yararlarından biri ameliyat sonrası beyinde görülen komplikasyonları azaltmaktır. Yapılan araştırmalarda bypass ameliyatı sırasında pompa kullanılan hastalarda %3 civarında felç görüldüğü ancak bu hastaların %70 inden fazlasında hastaneden taburcu olurken zihinsel faaliyetlerde belirgin azalma olduğu kanıtlanmıştır.
Yine başka bir çalışmada pompa kullanılan hastaların yaklaşık yarısında önemli sinirsel ve davranış bozuklukları gözlenmiştir. Yine karşılaştırılmalı çalışmalarda çalışan kalpte yapılan bypass ameliyatlarında pompalı ameliyatlara göre çok daha az felç, zihin fonksiyonlarda azalma sinirsel bozukluklar ve davranış bozuklukları görülmüştür.

Kaynak: Op. Dr. Mahmut Akyıldız]]>

Çalışan kalpte bypass operasyonunda kullanılan "Oktopus" isimli cerrahi enstruman şekilde görülmektedir.

Pompaya bağlı birçok yan etkilerin olduğu cerrahlar tarafından bilinmesine rağmen kap ameliyatlarını yapmak için başka bir yöntem olmadığından bu yan etkiler kabul edilmekte idi. Kalp akciğer pompasının kalp ameliyatlarından sonra görülen komplikasyonları en öemli nedeni olduğu yapılan birçok araştırmada kanıtlanmıştır. Pompanın ameliyat sırasında beyin, böbrek, akciğerler ve karaciğer gibi önemli organlarda bazen kalıcı olan hasara yol açtığı uzun süredir bilinmekte ve gittikçe daha da iyi anlaşılmaktadır. Kalp akciğer pompaları özellikle son yıllarda teknolojik olarak gelişmiş olmasına rağmen hala vücudun kendi kan dolaşımı kadar ideal bir sistem olmaktan çok uzaktır.

Pompaya bağlı komplikasyonlar belirginleştikçe Avrupa'da ve ABD'de bir grup cerrah daha önce de Güney Amerika'da uygulanmış olan Çalışan Kalpte Bypass Cerrahisini uygulamaya başladı. Çalışan Kalpte Bypass Ameliyatının uygulanabilirliği ve hastalara ne kadar yararlı olduğu anlaşıldıkça bu ameliyatların sayısı ve uygulandığı hasta grubu gittikçe arttı. Çalışan Kalpte Bypass özellikle son 10 yılda bu konudaki teknoloji ve bilginin birikimi ile gittikçe artan şekilde uygulanmaya girdi. Birçok ülkede çalışan kalpte yapılan bypass ameliyatları toplam bypass ameliyatlarının % 50'den fazlasını ve hatta bazı ülkerede %90' ını oluşturmaktadır.
Bu ameliyatın kısa ve uzun süreli sonuçları binlerce hasta üzerinde yapılan çalışmalarda araştırılmış ve Çalışan Kalpte Bypass Ameliyatının Bypass Ameliyatının risklerini belirgin şekilde azalttığı kanıtlanmıştır.
Çalışan kalpte bypass ameliyatı her hasta grubunda yararlı olmasına rağmen özellikle 60-75 yas arası olan, şeker hastalığı olan ve kalbi zayıflamış hastalarda kanama, böbrek yetmezliği, kalp krizi ve felç gibi komplikasyonları azalttığı ve ameliyat sonrası ölüm oranını azalttığı gösterilmiştir.
Ayrıca yapılan karşılaştırmalı çalışmalarda çalışan kalpte yapılan bypass ameliyat sonuçlarının duran kalpte pompa kullanılarak yapılan ameliyatlar ile kısa ve uzun vadede eşit kalitede sonuçlar verdiği de kanıtlanmıştır.
Çalışan Kalpte Bypass Ameliyatlarının en belirgin yararlarından biri ameliyat sonrası beyinde görülen komplikasyonları azaltmaktır. Yapılan araştırmalarda bypass ameliyatı sırasında pompa kullanılan hastalarda %3 civarında felç görüldüğü ancak bu hastaların %70 inden fazlasında hastaneden taburcu olurken zihinsel faaliyetlerde belirgin azalma olduğu kanıtlanmıştır.
Yine başka bir çalışmada pompa kullanılan hastaların yaklaşık yarısında önemli sinirsel ve davranış bozuklukları gözlenmiştir. Yine karşılaştırılmalı çalışmalarda çalışan kalpte yapılan bypass ameliyatlarında pompalı ameliyatlara göre çok daha az felç, zihin fonksiyonlarda azalma sinirsel bozukluklar ve davranış bozuklukları görülmüştür.

Kaynak: Op. Dr. Mahmut Akyıldız]]>
http://www.saglikkatalogu.com/calisan-kalpte-bypass.html/feed/ 0
İktidarsızlık (Empotans) http://www.saglikkatalogu.com/iktidarsizlik-empotans.html http://www.saglikkatalogu.com/iktidarsizlik-empotans.html/#yorum 30 Nov 1999, Tue 00:00:00 +0000 Admin İktidarsızlık Nedir (Empotans)

İktidarsızlık, erkeğin cinsel birleşmede rolünü, göre­vini yerine getirememesi olarak tanımlanır. Bu durum pe­nisin sertleşmemesi, yarım sertleşmesi veya boşalamama şeklinde olur. İktidarsızlıkların %15'i bedensel hastalıklara bağlı olsa bile %85'i ruhsal kökenlidir. Yani erkeğin kafa­sındaki bir şey, arzularıyla vücudu arasına girmekte, peni­sinin arzusuna uygun olarak sertleşmesini veya boşalması­nı önlemektedir. Erkeğin kafasındaki bu takıntı, o sıralar­daki bir yaşam sorunu, suçluluk duygusu, cinsellik ile ilgi­li olan veya olmayan bir kaygı veya korku olabilir.

Eğer kişide bedensel bir hastalık söz konusu değilse yani söz konusu, sorun bir ruhsal iktidarsızlık ise, "mutlak iktidarsızlık" diye bir şey yoktur. Şöyle ki, belli bir süre normal birleşmede bulunabildiği halde, yaşamının bir dö­neminde geçici olarak yaşanan bu iktidarsızlığa "geçici ik­tidarsızlık" diyoruz.

Musevi tüccarı Mişon'un o sıralarda işleri çok sıkışıkmış. Bu durumdan dolayı canı sıkkın olan Mişon karısı Raşel'in yanına pek gelmiyormuş. Oturdukları apartmanda kapıcı Ahmet efendinin karısı Fatma gündüzleri Raşel'in ev işlerine yardım ediyormuş. Fatma kadın her gün Raşel'e bizimki yine defa yaptı veya "dört yaptı 3 diye dert yanıyormuş. Raşel de kocasına "bak Ahmet efendi yine 3-4 defa yapmış" diye sitem ediyor. Sonunda Mişonun kafası kızmış. Ahmet efendiyi karşısına alarak ne yaptığını, nasıl geçindiğini ve gelecekte neler yapmak istediğini sorar. Ta­bii Ahmet efendi çok rahat, dünya umrunda değil ve yarı­nını hiç düşünmemiş. Bunun üzerine Mişon, "aman bremori böyle olmaz ki, şimdi sen kapıcılık yaparken buraya bir portakal ve elma sandığı koyup meyva satsan, kazan­dıklarınla limon ve domates de alırsın, eh zamanla ilerde manav dükkanı açarsın. Al ben sana ilk sermayeyi vere­yim" demiş. Aradan bir süre geçmiş. Bu defa Mişon Raşale "ee hanım sor bakalım Fatma kadına, kocası Ahmet efendi ne yapıyormuş?"der. Raşel de Fatma kadına duru­mu sorduğunda, "sormayın hanım, Ahmet efendi bir garip oldu, bana hiç dokunmuyor, akşamdan sabaha kadar sü­rekli hesap yapıyor, kaç portakal ve elma satınca ne kadar kazanacağını düşünüyor" cevabını alıyor.

îlk cinsel ilişki d memesinde başarısız kalan bir er­kek, kısır bir döngü içine girebilir. Bundan sonraki ilişki­de, yatağa adeta sevişmek için değil de, imtihan için giri­yor gibi olur. Bu korku gerçekten çok önemlidir. Daha önceki bölümlerde değinildiği gibi, günümüzde genç er­keklerin çoğunda penis ile ilgili sorular vardır. "Acaba pe­nisim küçük mü? cinsel ilişkiyi başarabilecek miyim?" en­dişeleri içindeki bir genç erkeğin ilk genelev denemesinde, kadının erkeğe herhangi bir ters davranışı genç erkeği çok fazla etkileyebilir. Diğer yandan genelevdeki kadınların bir çoğu, kendilerini aldatan erkeklere karşı düşmanca duygular içinde olduğu için, genç erkeği aşağılayarak inti­kam alma eğilimindedir. İşte bu nedenlerle ilk cinsel iliş­kinin genelevde yaşanmasının olumsuz sonuçlan kavrana­bilir.

Gerçekte her bakımdan sapasağlam olmasına karşın, "doktor bey, benim erkekliğim yok, intihar etmeyi düşünü­yorum" diyerek muayenehaneme gelen bir çok kişiyi tanı­rım. Geçici bile olsa empotans bir erkek için niçin bu ka­dar önemli ve korkunç oluyor? Oysa cinsel yönden soğuk bir kadın aynı şekilde ruhsal bunalımlar geçirmez. Çünkü bir kadın canı istemese ve zevk almasa da bir erkek ile iliş­ki kurabilir. Oysa bir erkeğin böyle bir aldatmacaya gir­mesi, fiziksel olarak mümkün değildir. Şunu unutmamak gereklidir ki erkekler cinsel bakımdan çok kolay yaralanarak aşağılık kompleksine kapılabilirler. Ruhsal empotans bir hastalık değildir, sadece erkeğin endişe, ve korkularını çözümleyememesine bağlı bir durumdur. Ancak elbette bunun temelinde çocukluk çağında cinsellikle ilgili aldığı hatalı ve yetersiz bilgilendirme yatar. Duygusal anlaşma denen şeyden kesinlikle habersiz olarak büyüyüp, yetişkin çağa gelince kadınlar ile erkeklerin karşılıklı ilişki kurabil­mesinin ne gibi koşullara bağlı olduğunu bilmeyen gençle­rin sayısı çok fazladır. Birçok ruhsal sorunlarda olduğu gi­bi, burada da altta yatan en önemli sorun bilgisizlik veya hatalı bilgilendirmedir.

Kadın ile erkek eşittir ve de cinsel ilişki bir kadın ile erkeğin beraberce kurdukları en dostça ve en yakın bir iliş­kidir, çok zevkli ve belki de dünyanın en güzel işidir. Bu son saptamadan sonra cinsel ilişkinin "erkeğin kadını dövmesi, becermesi veya geçirmesi" şeklinde bir eğitim ile yetişmiş kişinin sorunlarını ve zavallılığını tahmin edebi­lirsiniz. Yani erkeklerin kadın erkek eşitliğine inanarak ye­tişmesi sadece kadınların değil, ama özellikle erkeklerin işine yarayacaktır. Sanırım böyle bir durumda erkeklerin empotans sorunu daha az olacaktır.

Genç Temel bir gün evlendirilir. Düğünün ertesi sa­bahı Temel neşe ile ıslık çalarak odadan çıkmış. Ancak ye­ni gelinin suratı oldukça asıktır. Ertesi sabah Temel yine neşe içinde ve rahat bir şekilde odadan çıkmış, ancak geli­nin suratı daha da asıkmış. Temelin annesi durumda bir gariplik olduğunu anlayarak geline ne olduğunu sorar. Genç gelin "hiç sorma anneciğim, çok şaşırdım, Temel bana dokunmadı bile" demiş. Bunun üzerine annesi Temele, karısı ile niçin cinsel ilişkiye girmediğini sormuş. Bunun üzerine Temel "iyi ama anneciğim o çok iyi ve çok tatlı bir kız, onu niçin düzeyim ki?" demiş.

Sık sık tekrarladığımız gibi, çocuğa olumlu bir kişi­lik eğitimi ve doğru bir cinsel eğitim verilmesi çok önem­lidir. Çocuğun penisini en önemli organı gibi görerek davranmaktan; sünnet ile ilgili şakalar nedeniyle endişeler içine girmekten; kadınları "düzülecek" varlıklar gibi gör­mekten; İnsan olmanın değil, erkek olmanın en önemli ol­duğu şeklindeki feodal-ataerkil değer yargılarından uzak bir eğitimin verilebileceğini umarım.

]]>
İktidarsızlık Nedir (Empotans)

İktidarsızlık, erkeğin cinsel birleşmede rolünü, göre­vini yerine getirememesi olarak tanımlanır. Bu durum pe­nisin sertleşmemesi, yarım sertleşmesi veya boşalamama şeklinde olur. İktidarsızlıkların %15'i bedensel hastalıklara bağlı olsa bile %85'i ruhsal kökenlidir. Yani erkeğin kafa­sındaki bir şey, arzularıyla vücudu arasına girmekte, peni­sinin arzusuna uygun olarak sertleşmesini veya boşalması­nı önlemektedir. Erkeğin kafasındaki bu takıntı, o sıralar­daki bir yaşam sorunu, suçluluk duygusu, cinsellik ile ilgi­li olan veya olmayan bir kaygı veya korku olabilir.

Eğer kişide bedensel bir hastalık söz konusu değilse yani söz konusu, sorun bir ruhsal iktidarsızlık ise, "mutlak iktidarsızlık" diye bir şey yoktur. Şöyle ki, belli bir süre normal birleşmede bulunabildiği halde, yaşamının bir dö­neminde geçici olarak yaşanan bu iktidarsızlığa "geçici ik­tidarsızlık" diyoruz.

Musevi tüccarı Mişon'un o sıralarda işleri çok sıkışıkmış. Bu durumdan dolayı canı sıkkın olan Mişon karısı Raşel'in yanına pek gelmiyormuş. Oturdukları apartmanda kapıcı Ahmet efendinin karısı Fatma gündüzleri Raşel'in ev işlerine yardım ediyormuş. Fatma kadın her gün Raşel'e bizimki yine defa yaptı veya "dört yaptı 3 diye dert yanıyormuş. Raşel de kocasına "bak Ahmet efendi yine 3-4 defa yapmış" diye sitem ediyor. Sonunda Mişonun kafası kızmış. Ahmet efendiyi karşısına alarak ne yaptığını, nasıl geçindiğini ve gelecekte neler yapmak istediğini sorar. Ta­bii Ahmet efendi çok rahat, dünya umrunda değil ve yarı­nını hiç düşünmemiş. Bunun üzerine Mişon, "aman bremori böyle olmaz ki, şimdi sen kapıcılık yaparken buraya bir portakal ve elma sandığı koyup meyva satsan, kazan­dıklarınla limon ve domates de alırsın, eh zamanla ilerde manav dükkanı açarsın. Al ben sana ilk sermayeyi vere­yim" demiş. Aradan bir süre geçmiş. Bu defa Mişon Raşale "ee hanım sor bakalım Fatma kadına, kocası Ahmet efendi ne yapıyormuş?"der. Raşel de Fatma kadına duru­mu sorduğunda, "sormayın hanım, Ahmet efendi bir garip oldu, bana hiç dokunmuyor, akşamdan sabaha kadar sü­rekli hesap yapıyor, kaç portakal ve elma satınca ne kadar kazanacağını düşünüyor" cevabını alıyor.

îlk cinsel ilişki d memesinde başarısız kalan bir er­kek, kısır bir döngü içine girebilir. Bundan sonraki ilişki­de, yatağa adeta sevişmek için değil de, imtihan için giri­yor gibi olur. Bu korku gerçekten çok önemlidir. Daha önceki bölümlerde değinildiği gibi, günümüzde genç er­keklerin çoğunda penis ile ilgili sorular vardır. "Acaba pe­nisim küçük mü? cinsel ilişkiyi başarabilecek miyim?" en­dişeleri içindeki bir genç erkeğin ilk genelev denemesinde, kadının erkeğe herhangi bir ters davranışı genç erkeği çok fazla etkileyebilir. Diğer yandan genelevdeki kadınların bir çoğu, kendilerini aldatan erkeklere karşı düşmanca duygular içinde olduğu için, genç erkeği aşağılayarak inti­kam alma eğilimindedir. İşte bu nedenlerle ilk cinsel iliş­kinin genelevde yaşanmasının olumsuz sonuçlan kavrana­bilir.

Gerçekte her bakımdan sapasağlam olmasına karşın, "doktor bey, benim erkekliğim yok, intihar etmeyi düşünü­yorum" diyerek muayenehaneme gelen bir çok kişiyi tanı­rım. Geçici bile olsa empotans bir erkek için niçin bu ka­dar önemli ve korkunç oluyor? Oysa cinsel yönden soğuk bir kadın aynı şekilde ruhsal bunalımlar geçirmez. Çünkü bir kadın canı istemese ve zevk almasa da bir erkek ile iliş­ki kurabilir. Oysa bir erkeğin böyle bir aldatmacaya gir­mesi, fiziksel olarak mümkün değildir. Şunu unutmamak gereklidir ki erkekler cinsel bakımdan çok kolay yaralanarak aşağılık kompleksine kapılabilirler. Ruhsal empotans bir hastalık değildir, sadece erkeğin endişe, ve korkularını çözümleyememesine bağlı bir durumdur. Ancak elbette bunun temelinde çocukluk çağında cinsellikle ilgili aldığı hatalı ve yetersiz bilgilendirme yatar. Duygusal anlaşma denen şeyden kesinlikle habersiz olarak büyüyüp, yetişkin çağa gelince kadınlar ile erkeklerin karşılıklı ilişki kurabil­mesinin ne gibi koşullara bağlı olduğunu bilmeyen gençle­rin sayısı çok fazladır. Birçok ruhsal sorunlarda olduğu gi­bi, burada da altta yatan en önemli sorun bilgisizlik veya hatalı bilgilendirmedir.

Kadın ile erkek eşittir ve de cinsel ilişki bir kadın ile erkeğin beraberce kurdukları en dostça ve en yakın bir iliş­kidir, çok zevkli ve belki de dünyanın en güzel işidir. Bu son saptamadan sonra cinsel ilişkinin "erkeğin kadını dövmesi, becermesi veya geçirmesi" şeklinde bir eğitim ile yetişmiş kişinin sorunlarını ve zavallılığını tahmin edebi­lirsiniz. Yani erkeklerin kadın erkek eşitliğine inanarak ye­tişmesi sadece kadınların değil, ama özellikle erkeklerin işine yarayacaktır. Sanırım böyle bir durumda erkeklerin empotans sorunu daha az olacaktır.

Genç Temel bir gün evlendirilir. Düğünün ertesi sa­bahı Temel neşe ile ıslık çalarak odadan çıkmış. Ancak ye­ni gelinin suratı oldukça asıktır. Ertesi sabah Temel yine neşe içinde ve rahat bir şekilde odadan çıkmış, ancak geli­nin suratı daha da asıkmış. Temelin annesi durumda bir gariplik olduğunu anlayarak geline ne olduğunu sorar. Genç gelin "hiç sorma anneciğim, çok şaşırdım, Temel bana dokunmadı bile" demiş. Bunun üzerine annesi Temele, karısı ile niçin cinsel ilişkiye girmediğini sormuş. Bunun üzerine Temel "iyi ama anneciğim o çok iyi ve çok tatlı bir kız, onu niçin düzeyim ki?" demiş.

Sık sık tekrarladığımız gibi, çocuğa olumlu bir kişi­lik eğitimi ve doğru bir cinsel eğitim verilmesi çok önem­lidir. Çocuğun penisini en önemli organı gibi görerek davranmaktan; sünnet ile ilgili şakalar nedeniyle endişeler içine girmekten; kadınları "düzülecek" varlıklar gibi gör­mekten; İnsan olmanın değil, erkek olmanın en önemli ol­duğu şeklindeki feodal-ataerkil değer yargılarından uzak bir eğitimin verilebileceğini umarım.

]]>
http://www.saglikkatalogu.com/iktidarsizlik-empotans.html/feed/ 0
Sado - Mazohizm ve Cinsellik http://www.saglikkatalogu.com/sado-mazohizm-ve-cinsellik.html http://www.saglikkatalogu.com/sado-mazohizm-ve-cinsellik.html/#yorum 30 Nov 1999, Tue 00:00:00 +0000 Admin Sado – Mazohizm ve Cinsellik

Kendisi acı çekerek veya bir başkası ya da başkaları­na acı çektirerek cinsel doyum bulma şeklindeki davranış­lara verilen isimdir. Sadizm'de kişi başkalarına acı vere­rek, mazohizm'de ise kişinin kendisi acı çekerek tatmin olur. Aslında bunlar bir madalyonun iki yüzü gibidir, bir­birlerini tamamlarlar.

Görünürde iki insanın birbirlerine zevk vermesiyle, acı çektirmesi çelişkili gibi gelirse de aslında aralarında di­yalektik bir bağ vardır. Nitekim bu konuda yapılan bilim­sel araştırmalar sevişme sırasında birçok insanın tırmalan­ma veya ısırılmaya olumlu tepki gösterdiği bulunmuştur. Saldırganlık ve savurganlık, diyalektikdeki zıtların birliği ilkesinden yola çıkarak her insanın içindeki farklı düzey­lerde vardır. Tabii ki kimi zaman biri kimi zaman da diğe­ri egemendir ve bu egemenliği belirleyen çok çeşitli etken­ler olabilir.

Sado-mazohizm temelde: egemen olma-teslim alma, özgür olma-tutsak alma, mutlak iktidar ve çaresizlik iki­lemlerini içerir. Bu bakımdan sadistin esas arzusu acı çek­tirmekten ziyade üstünlük kurmaktır. Mozohist ise suçlu­luk duygularıyla cezalandırılmak ister denebilir.

İlkçağda Anadoluda ana tanrıça Kibeleya tapınma ayinleri sırasında rahip olmak isteyen erkekler tören sıra­sında penislerini keserlerdi. Günümüzde futbol maçlarında "ölmeye, ölmeye geldik-vur gözüne görmesin karakolu, vur ağzına ifade vermesin" şeklindeki tezahüratlar insanla­rın içindeki bu saldırgan-sadistik yanı açığa vurur. Benzer şekilde kimileri aşık olunca "kölen olayım- senin için ölü­yorum" der. Hatta kimi zaman ufak bir çocuğu severken 'ay ne şeker şey insanın ısırıp yiyesi geliyor" denir. Ayrı­ca esrar, eroin kullanan kimi kişilerin de kafayı buldukları zaman jilet ile kendilerini ince ince çizerek kestikleri bili­nir. Sevişirken ufak tefek ısırma veya ısırılmalardan haz duyma şeklindeki davranışları, normal sınırlarda bir sedo-mazohizm eğilimi olarak ele alıyoruz. Diğer yandan, illa da bir kışı ve acı vererek veya çekerek cinsel doyuma ula­şabilmeyi, bir cinsel davranış sorunu olarak ele alıyoruz.

Bazı araştırıcılar sadizm ile erkeklik ve mazohizm ile de kadınlık arasında bir bağlantı olduğunu savunmuş­lardır. Bunlar, her ne kadar kadınların doğuştan ve yapılan icabı mazohist olduklarını savunsalar da ben bu düşünce­nin doğru olduğuna inanmıyorum. Günümüzde bir çok ka­dında mazohistik eğilimler daha fazla görülüyor ise, bu durum feodal-ataerkil eğitim sistemine ve erkek egemen aile düzenine bağlıdır. Dolayısıyla günümüzde bazı kadın­ların acı çekmeyi, zorluklara katlanmayı bir erdem haline getirmesi, bunu çocuklarına ve kocasına karşı kullanması yanlış eğitimin bir sonucudur.

Genel olarak sado-mazohizm de çocukluk çağındaki suçluluk ve aşağılık duygulan en önemli etkendir. Şöyle ki sadistçe davranışlar aşağılık duygusunu ve mazohistçe davranışlar da suçluluk duygusunu giderici etki yapar. Ço­cukluk çağındaki uygulanan dövme gibi bedensel cezalandırmalardaki hatalı uygulamalar en önemli etkendir. Sık sık dövülen bir çocukta, haliyle dövülme korkusu yerleşir. Böyle bir durumda Fenichel'in dediği gibi "bir kimse ken­disine yapılmasından korktuğu şeyleri başkalarına yapabi­lirse, anık korkacağı birşey kalmaz". Bir çocuğu aşağıla­mak, sık sık dövmek ve özellikle kalçalarına vurarak cezalandırmak bu bakımdan çok önemlidir. Yine bu konu­da da Fenichel "dövülme kalçalarının derisinin ve deri al­tındaki erojen bölgelerin şiddetli bir uyanmana yol açtı­ğından, çocuklan cinsel yönden uyarabilir."
Kırk yılda bir ve gerektiği bir an çocuğun poposuna atacağınız bir şaplak pek önemli değildir. Ancak dizinize yatırıp hatta kilolunu çıkartıp poposunu tokatlamak çok yanlıştır.

Toplumumuzda çocuklara genel olarak duygu bastır­ma eğitimi verirler. Özellikle olumsuz duygulan ifade ede­ceği zaman çocuklar engellenirler. Haliyle engellenen bu olumsuz duygular çocukta suçluluk duygularına neden olabilir ki bu durumun da yetişkin yaşamında çeşitli dışavurumları olabilir. Zaten de çocuklar olumsuz duygularını sözel olarak rahatça ifade edebildikleri zaman saldırganca davranışlara gerek duymazlar

]]>
Sado – Mazohizm ve Cinsellik

Kendisi acı çekerek veya bir başkası ya da başkaları­na acı çektirerek cinsel doyum bulma şeklindeki davranış­lara verilen isimdir. Sadizm'de kişi başkalarına acı vere­rek, mazohizm'de ise kişinin kendisi acı çekerek tatmin olur. Aslında bunlar bir madalyonun iki yüzü gibidir, bir­birlerini tamamlarlar.

Görünürde iki insanın birbirlerine zevk vermesiyle, acı çektirmesi çelişkili gibi gelirse de aslında aralarında di­yalektik bir bağ vardır. Nitekim bu konuda yapılan bilim­sel araştırmalar sevişme sırasında birçok insanın tırmalan­ma veya ısırılmaya olumlu tepki gösterdiği bulunmuştur. Saldırganlık ve savurganlık, diyalektikdeki zıtların birliği ilkesinden yola çıkarak her insanın içindeki farklı düzey­lerde vardır. Tabii ki kimi zaman biri kimi zaman da diğe­ri egemendir ve bu egemenliği belirleyen çok çeşitli etken­ler olabilir.

Sado-mazohizm temelde: egemen olma-teslim alma, özgür olma-tutsak alma, mutlak iktidar ve çaresizlik iki­lemlerini içerir. Bu bakımdan sadistin esas arzusu acı çek­tirmekten ziyade üstünlük kurmaktır. Mozohist ise suçlu­luk duygularıyla cezalandırılmak ister denebilir.

İlkçağda Anadoluda ana tanrıça Kibeleya tapınma ayinleri sırasında rahip olmak isteyen erkekler tören sıra­sında penislerini keserlerdi. Günümüzde futbol maçlarında "ölmeye, ölmeye geldik-vur gözüne görmesin karakolu, vur ağzına ifade vermesin" şeklindeki tezahüratlar insanla­rın içindeki bu saldırgan-sadistik yanı açığa vurur. Benzer şekilde kimileri aşık olunca "kölen olayım- senin için ölü­yorum" der. Hatta kimi zaman ufak bir çocuğu severken 'ay ne şeker şey insanın ısırıp yiyesi geliyor" denir. Ayrı­ca esrar, eroin kullanan kimi kişilerin de kafayı buldukları zaman jilet ile kendilerini ince ince çizerek kestikleri bili­nir. Sevişirken ufak tefek ısırma veya ısırılmalardan haz duyma şeklindeki davranışları, normal sınırlarda bir sedo-mazohizm eğilimi olarak ele alıyoruz. Diğer yandan, illa da bir kışı ve acı vererek veya çekerek cinsel doyuma ula­şabilmeyi, bir cinsel davranış sorunu olarak ele alıyoruz.

Bazı araştırıcılar sadizm ile erkeklik ve mazohizm ile de kadınlık arasında bir bağlantı olduğunu savunmuş­lardır. Bunlar, her ne kadar kadınların doğuştan ve yapılan icabı mazohist olduklarını savunsalar da ben bu düşünce­nin doğru olduğuna inanmıyorum. Günümüzde bir çok ka­dında mazohistik eğilimler daha fazla görülüyor ise, bu durum feodal-ataerkil eğitim sistemine ve erkek egemen aile düzenine bağlıdır. Dolayısıyla günümüzde bazı kadın­ların acı çekmeyi, zorluklara katlanmayı bir erdem haline getirmesi, bunu çocuklarına ve kocasına karşı kullanması yanlış eğitimin bir sonucudur.

Genel olarak sado-mazohizm de çocukluk çağındaki suçluluk ve aşağılık duygulan en önemli etkendir. Şöyle ki sadistçe davranışlar aşağılık duygusunu ve mazohistçe davranışlar da suçluluk duygusunu giderici etki yapar. Ço­cukluk çağındaki uygulanan dövme gibi bedensel cezalandırmalardaki hatalı uygulamalar en önemli etkendir. Sık sık dövülen bir çocukta, haliyle dövülme korkusu yerleşir. Böyle bir durumda Fenichel'in dediği gibi "bir kimse ken­disine yapılmasından korktuğu şeyleri başkalarına yapabi­lirse, anık korkacağı birşey kalmaz". Bir çocuğu aşağıla­mak, sık sık dövmek ve özellikle kalçalarına vurarak cezalandırmak bu bakımdan çok önemlidir. Yine bu konu­da da Fenichel "dövülme kalçalarının derisinin ve deri al­tındaki erojen bölgelerin şiddetli bir uyanmana yol açtı­ğından, çocuklan cinsel yönden uyarabilir."
Kırk yılda bir ve gerektiği bir an çocuğun poposuna atacağınız bir şaplak pek önemli değildir. Ancak dizinize yatırıp hatta kilolunu çıkartıp poposunu tokatlamak çok yanlıştır.

Toplumumuzda çocuklara genel olarak duygu bastır­ma eğitimi verirler. Özellikle olumsuz duygulan ifade ede­ceği zaman çocuklar engellenirler. Haliyle engellenen bu olumsuz duygular çocukta suçluluk duygularına neden olabilir ki bu durumun da yetişkin yaşamında çeşitli dışavurumları olabilir. Zaten de çocuklar olumsuz duygularını sözel olarak rahatça ifade edebildikleri zaman saldırganca davranışlara gerek duymazlar

]]>
http://www.saglikkatalogu.com/sado-mazohizm-ve-cinsellik.html/feed/ 0
Röntgencilik (Voyörizm) http://www.saglikkatalogu.com/rontgencilik-voyorizm.html http://www.saglikkatalogu.com/rontgencilik-voyorizm.html/#yorum 30 Nov 1999, Tue 00:00:00 +0000 Admin Röntgencilik (Voyörizm)

Bu terimi soyunurken, tuvalet ihtiyacını giderirken veya cinsel ilişkide bulunurken insanları gözetleme davra­nışı için kullanılır. Normal cinsel ilişkiye girme isteği veya gücü olmayan kişilerin, sevişen bir çifti veya soyunan biri­ni seyrederek doyum bulması olayına röntgencilik denir. Şüphesiz ki bu olay çok yaygındır ve ılımlı düzeyde hemen bir çok yerde görülebilen nisbeten zararsız bir davranıştır. Gerçekten de karşı cinsin vücudunu veya cinsel organları­nı görmek insanı seksüel yönden uyarır. Aynı şekilde so­yunan bir kişiyi veya cinsel ilişkiyi seyretmek de kişiyi he­yecanlandırır. Bu nedenle strip-tease gösterileri, göbek dansı, erotik filmler veya pornografik yayınlar insanların çoğunun ilgi gösterdiği şeylerdir. Yani şu ya da bu şekilde röntgencilik bir çok kişiyi tahrik eden bir olaydır. Aynı teşhircilik olayında olduğu gibi, her insanda biraz röntgen­cilik vardır denilebilir. Ancak röntgencilik kişinin tek ve en önemli cinsel tatmin yolu olup, normal cinsel ilişkinin yerini alırsa o zaman bir cinsel davranış bozukluğu söz ko­nusudur.

Röntgencilik eğilimi çocukluk çağlarında çok daha açık bir şekilde görülür. Merak dürtüsü ile tuvalet kapısını gözleme olabilir. Ancak bu merak dürtüsü tatmin edilince gözetleme isteği de haliyle kaybolur. Teşhircilik ve rönt­gencilik madalyonun iki yüzü gibidir. Genellikle kastrasyon kompleksine dayanır. Ayrıca çocukluk çağında cinsel ilişkiye şahit olmanın yarattığı korku ve suçluluk duygula­rı da önemli etkenlerdir. Daha önceki bölümlerde değinil­diği gibi cinsel organlar ve cinsel ilişki hakkında verilecek doğru ve olumlu bilgilendirme ile ilerde bu gibi cinsel davranış sorunları önlenebilir.

]]>
Röntgencilik (Voyörizm)

Bu terimi soyunurken, tuvalet ihtiyacını giderirken veya cinsel ilişkide bulunurken insanları gözetleme davra­nışı için kullanılır. Normal cinsel ilişkiye girme isteği veya gücü olmayan kişilerin, sevişen bir çifti veya soyunan biri­ni seyrederek doyum bulması olayına röntgencilik denir. Şüphesiz ki bu olay çok yaygındır ve ılımlı düzeyde hemen bir çok yerde görülebilen nisbeten zararsız bir davranıştır. Gerçekten de karşı cinsin vücudunu veya cinsel organları­nı görmek insanı seksüel yönden uyarır. Aynı şekilde so­yunan bir kişiyi veya cinsel ilişkiyi seyretmek de kişiyi he­yecanlandırır. Bu nedenle strip-tease gösterileri, göbek dansı, erotik filmler veya pornografik yayınlar insanların çoğunun ilgi gösterdiği şeylerdir. Yani şu ya da bu şekilde röntgencilik bir çok kişiyi tahrik eden bir olaydır. Aynı teşhircilik olayında olduğu gibi, her insanda biraz röntgen­cilik vardır denilebilir. Ancak röntgencilik kişinin tek ve en önemli cinsel tatmin yolu olup, normal cinsel ilişkinin yerini alırsa o zaman bir cinsel davranış bozukluğu söz ko­nusudur.

Röntgencilik eğilimi çocukluk çağlarında çok daha açık bir şekilde görülür. Merak dürtüsü ile tuvalet kapısını gözleme olabilir. Ancak bu merak dürtüsü tatmin edilince gözetleme isteği de haliyle kaybolur. Teşhircilik ve rönt­gencilik madalyonun iki yüzü gibidir. Genellikle kastrasyon kompleksine dayanır. Ayrıca çocukluk çağında cinsel ilişkiye şahit olmanın yarattığı korku ve suçluluk duygula­rı da önemli etkenlerdir. Daha önceki bölümlerde değinil­diği gibi cinsel organlar ve cinsel ilişki hakkında verilecek doğru ve olumlu bilgilendirme ile ilerde bu gibi cinsel davranış sorunları önlenebilir.

]]>
http://www.saglikkatalogu.com/rontgencilik-voyorizm.html/feed/ 0
Teşhircilik (Eksibisyonizm) http://www.saglikkatalogu.com/teshircilik-eksibisyonizm.html http://www.saglikkatalogu.com/teshircilik-eksibisyonizm.html/#yorum 30 Nov 1999, Tue 00:00:00 +0000 Admin Teşhircilik (Eksibisyonizm)

Cinsel organını açık yerlerde karşıt cinse veya ço­cuklara göstererek doyum bulma şeklindeki cinsel davra­nış bozukluğudur. Parklarda pardösünün içine hiç bir şey giymeden ereksiyon halindeki penisini yalnız oturan bir genç kıza gösterir. Bunun üzerine genç kız şaşırıp korkup kaçınca kişi büyük bir heyecan ile tatmin olur. (Oysa kar­şıdaki genç bayan penisini gösteren erkeği cinsel ilişkiye davet etse büyük bir olasılıkla o erkek korkup kaçar). Yukardaki tanımlanan şekliyle bir cinsel davranış bozukluğu olarak teşhircilik genellikle erkeklere özgü 'olarak kabul edilir. Gerçekte vücudunun bazı bölümlerini teşhir etme olayı kadınlarda çok daha fazla olmasına karşın, kadınla­rın teşhirciliği cinsel ilişkiye davet veya tahrik amacında olduğu için erkeklerdekinden farklıdır. Kadın memesini bir erkeğe gösterdiği zaman amacı onu cinsel yönden tah­rik etmedir. Erkek cinsel organını gösterdiği zaman amacı kadını şaşırtarak korkutup kaçırma ve böylece tatmin ol­madır. Bu nedenle erkeklerdeki teşhircilik bir cinsel davra­nış bozukluğu olarak ele alınır.

Ortalama toplumsal değer yargılarına uygun olan bir düzeyde insanların kendisini teşhir etmesi normaldir. An­cak bu değer yargılan toplumdan topluma çok değiştiği için, bir toplumda normal kabul edilen davranış başka bir toplumda sapıklık sayılabiliyor. Bu noktada eşi Türk olan Amerikalı bir bayan arkadaşımın anlattığı bir olayı anlat­mak isterim. Bu bayanın oğlu tam Türk kültürü ile yetişti, eşi isveçli ve şu anda isveçte yaşıyor, isveç de çocuklar doğduğu andan itibaren suda yüzdürülürler. Bu yüzme se­anslarına şimdiye kadar hep annesi götürmüş. Bir defa da çocuğu anne-baba beraberce götürelim demişler. Ve eve döndüklerinde, evde karı-koca kavgası çıkmış. Kavga ne­deni şöyle: Havuzda çocuğu yüzdürdükten sonra anne-baba ve çocuk soyunma odasında beraberce duş alıyorlar. Ancak bu odada bütün anne babalar hep beraber duş alı­yorlarmış. Yani çırılçıplakmışlar. Bu duruma Türkiye’de yetişen Amerikalı bayan arkadaşımın oğlu şiddetle tepki göstererek "siz sapıksınız" diye karısına kızıyor. İsveçli olan eşi de "esas siz sapıksınız" diyor. Anlaşılacağı üzeri birçok zaman sapıklığı o toplumun ortalama değer yargıla­rı belirliyor.

Yırtmaçlı etek ile kadının bacaklarını göstermesi, te­nine sımsıkı yapışık pantolon giyerek kilotunun dantelleri­ni belli etmesi, çok açık bir mayo ile kalçasının kıvrımları­nı sergilemesi veya erkeğin gömlek düğmelerini beline kadar açarak göğsündeki kılları göstermesi, ılımlı düzeyde diyebileceğimiz normal kabul edilen teşhirciliklerdir. Amaç normal heteroseksüel ilişki olduğu i n bu tip teşhir­cilikleri, ortamına bağlı olarak genellik, normal kabul ediyoruz.
Cinsel davranış bozukluğu düzeyindeki sapıklığın nedeni, çocukluk çağındaki hatalı anne-baba ve çevre tu­tumlarıdır. Şöyle ki, bu çağlarda "göster bakayım pipini amcalara" veya "pipini keseriz haa" şeklindeki davranışlar, daha önceki bölümlerde de bahsedildiği gibi penise aşın yük yükler. Yani erkek çocuğun gözünde penisi en önemli organı olur.

Kaybetmekten en çok korktuğumuz şeyler, en çok değer verdiğimiz şeylerdir. Böylece erkek çocukların­da, hatalı anne-baba ve çevre tutumlarıyla penislerini kay­bedecekleri, penislerinin kesileceği korkusu yani kastrasyon kompleksi yetişkin yaşamda da, teşhircilik şeklinde cinsel davranış bozukluklarına yol açabilir. Zaten pardösüsünü açarak penisini gösteren bir erkek de adeta "penisim­den korkarak, beni penisimin olduğuna inandır" der. Cin­sellik ile ilgili güçsüzlük ve kuvvetsizlik duygularına sahip, kastrasyon kompleksi içindeki her erkek illa da teşhirci olacaktır denemez. Ama teşhirci olma olasalığı yük­sektir

]]>
Teşhircilik (Eksibisyonizm)

Cinsel organını açık yerlerde karşıt cinse veya ço­cuklara göstererek doyum bulma şeklindeki cinsel davra­nış bozukluğudur. Parklarda pardösünün içine hiç bir şey giymeden ereksiyon halindeki penisini yalnız oturan bir genç kıza gösterir. Bunun üzerine genç kız şaşırıp korkup kaçınca kişi büyük bir heyecan ile tatmin olur. (Oysa kar­şıdaki genç bayan penisini gösteren erkeği cinsel ilişkiye davet etse büyük bir olasılıkla o erkek korkup kaçar). Yukardaki tanımlanan şekliyle bir cinsel davranış bozukluğu olarak teşhircilik genellikle erkeklere özgü 'olarak kabul edilir. Gerçekte vücudunun bazı bölümlerini teşhir etme olayı kadınlarda çok daha fazla olmasına karşın, kadınla­rın teşhirciliği cinsel ilişkiye davet veya tahrik amacında olduğu için erkeklerdekinden farklıdır. Kadın memesini bir erkeğe gösterdiği zaman amacı onu cinsel yönden tah­rik etmedir. Erkek cinsel organını gösterdiği zaman amacı kadını şaşırtarak korkutup kaçırma ve böylece tatmin ol­madır. Bu nedenle erkeklerdeki teşhircilik bir cinsel davra­nış bozukluğu olarak ele alınır.

Ortalama toplumsal değer yargılarına uygun olan bir düzeyde insanların kendisini teşhir etmesi normaldir. An­cak bu değer yargılan toplumdan topluma çok değiştiği için, bir toplumda normal kabul edilen davranış başka bir toplumda sapıklık sayılabiliyor. Bu noktada eşi Türk olan Amerikalı bir bayan arkadaşımın anlattığı bir olayı anlat­mak isterim. Bu bayanın oğlu tam Türk kültürü ile yetişti, eşi isveçli ve şu anda isveçte yaşıyor, isveç de çocuklar doğduğu andan itibaren suda yüzdürülürler. Bu yüzme se­anslarına şimdiye kadar hep annesi götürmüş. Bir defa da çocuğu anne-baba beraberce götürelim demişler. Ve eve döndüklerinde, evde karı-koca kavgası çıkmış. Kavga ne­deni şöyle: Havuzda çocuğu yüzdürdükten sonra anne-baba ve çocuk soyunma odasında beraberce duş alıyorlar. Ancak bu odada bütün anne babalar hep beraber duş alı­yorlarmış. Yani çırılçıplakmışlar. Bu duruma Türkiye’de yetişen Amerikalı bayan arkadaşımın oğlu şiddetle tepki göstererek "siz sapıksınız" diye karısına kızıyor. İsveçli olan eşi de "esas siz sapıksınız" diyor. Anlaşılacağı üzeri birçok zaman sapıklığı o toplumun ortalama değer yargıla­rı belirliyor.

Yırtmaçlı etek ile kadının bacaklarını göstermesi, te­nine sımsıkı yapışık pantolon giyerek kilotunun dantelleri­ni belli etmesi, çok açık bir mayo ile kalçasının kıvrımları­nı sergilemesi veya erkeğin gömlek düğmelerini beline kadar açarak göğsündeki kılları göstermesi, ılımlı düzeyde diyebileceğimiz normal kabul edilen teşhirciliklerdir. Amaç normal heteroseksüel ilişki olduğu i n bu tip teşhir­cilikleri, ortamına bağlı olarak genellik, normal kabul ediyoruz.
Cinsel davranış bozukluğu düzeyindeki sapıklığın nedeni, çocukluk çağındaki hatalı anne-baba ve çevre tu­tumlarıdır. Şöyle ki, bu çağlarda "göster bakayım pipini amcalara" veya "pipini keseriz haa" şeklindeki davranışlar, daha önceki bölümlerde de bahsedildiği gibi penise aşın yük yükler. Yani erkek çocuğun gözünde penisi en önemli organı olur.

Kaybetmekten en çok korktuğumuz şeyler, en çok değer verdiğimiz şeylerdir. Böylece erkek çocukların­da, hatalı anne-baba ve çevre tutumlarıyla penislerini kay­bedecekleri, penislerinin kesileceği korkusu yani kastrasyon kompleksi yetişkin yaşamda da, teşhircilik şeklinde cinsel davranış bozukluklarına yol açabilir. Zaten pardösüsünü açarak penisini gösteren bir erkek de adeta "penisim­den korkarak, beni penisimin olduğuna inandır" der. Cin­sellik ile ilgili güçsüzlük ve kuvvetsizlik duygularına sahip, kastrasyon kompleksi içindeki her erkek illa da teşhirci olacaktır denemez. Ama teşhirci olma olasalığı yük­sektir

]]>
http://www.saglikkatalogu.com/teshircilik-eksibisyonizm.html/feed/ 0
Fetişizm ve Cinsellik http://www.saglikkatalogu.com/fetisizm-ve-cinsellik.html http://www.saglikkatalogu.com/fetisizm-ve-cinsellik.html/#yorum 30 Nov 1999, Tue 00:00:00 +0000 Admin Fetişizm Nedir, Fetişizm ve Cinsellik

Kişinin cinsel ilgisinin belirli bir beden bölgesine veya bir eşyaya yöneldiği durumdur. "Fetiche" kelimesi, "büyüleyici" anlamına gelen "fetico"'dan alınmadır. Daha çok erkeklerde rastlayan fetişizmin nesneleri çorap, kilot, eldiven, saç, el, bacak, parfüm veya ayakkabı olabilir.

Bunların cinsel hoşlanımı ve tatmin olmak için kullanılışları öpme, okşama, koklama veya onlarla mastürbas­yon yapmak şeklinde olabilir. En sık kullanılan kadın kilotu ve diğer iç çamaşırlarıdır.

Bu konuda bana kendi isteği ile gelmiş genç ve yakı­şıklı bir delikanlıyı anımsarım. Bulunduğu ilçede geceleri yollarda dolaşarak, yıkanıp kuruması için asılmış kadın iç çamaşırı arıyordu. Aynı iç çamaşırını yeni olarak satın al­mak ise doyum vermiyordu. Daha sonra çaldığı, bu kullanılmış iç çamaşırlarıyla mastürbasyon yapıyordu.

Bu gibi kişilerde gülünç olma ve alay edilme korku­su çok yoğundur. Hatta birçok zaman kendilerini iktidar­sız ve güçsüz zannederek karşı cinsle cinsel ilişkiden kaçınabilirler. Bu gibi cinsel davranış sorunlarının altında genellikle çocukluk çağından kalma kastrasyon (hadımlaştırılma, penisin kesilmesi) kompleksi yatar. Tabii ki kastrasyon kompleksinin altında da hatalı anne-baba davranışları bulunur.

Daha önceki bölümlerde değinildiği gibi, aslında kastrasyon kompleksi erkeklerdeki en yaygın kompleklerden biridir. Ancak bu kompleksin ağırlığı kişilerde farklı düzeylerdedir. Ilımlı düzeyde kastrasyon kompleksine sa­hip olan bir erkek, sadece erotik kilotlardan veya kadın parfümlerinden uyanlarak cinsel ilişkiye geçer ve normal sınırlarda bir fetişizmi yaşar.
Günümüzde erotik kadın iç çamaşırlarının ilgi gör­mesi de sanırım bu yaygın ılımlı kastrasyon kompleksi ne­deniyledir. Ayrıca fetişizmin çoğunlukla erkeklerde görül­mesi de, erkeklerin egemen sınıf olmasına ve egemen olmaya-özellikle ve İsrarla- koşullandırılırken yapılan hatalı uygulamalara bağlıdır. Daha önceki bölümlerde değinildi­ği gibi sünnet olayı ve penis ile ilgili korkutmalar yetişkin yaşamında çok çeşitli cinsel sorunlara yol açabiliyor. işte bu sorunlardan biri de fetişizmdir.

]]>
Fetişizm Nedir, Fetişizm ve Cinsellik

Kişinin cinsel ilgisinin belirli bir beden bölgesine veya bir eşyaya yöneldiği durumdur. "Fetiche" kelimesi, "büyüleyici" anlamına gelen "fetico"'dan alınmadır. Daha çok erkeklerde rastlayan fetişizmin nesneleri çorap, kilot, eldiven, saç, el, bacak, parfüm veya ayakkabı olabilir.

Bunların cinsel hoşlanımı ve tatmin olmak için kullanılışları öpme, okşama, koklama veya onlarla mastürbas­yon yapmak şeklinde olabilir. En sık kullanılan kadın kilotu ve diğer iç çamaşırlarıdır.

Bu konuda bana kendi isteği ile gelmiş genç ve yakı­şıklı bir delikanlıyı anımsarım. Bulunduğu ilçede geceleri yollarda dolaşarak, yıkanıp kuruması için asılmış kadın iç çamaşırı arıyordu. Aynı iç çamaşırını yeni olarak satın al­mak ise doyum vermiyordu. Daha sonra çaldığı, bu kullanılmış iç çamaşırlarıyla mastürbasyon yapıyordu.

Bu gibi kişilerde gülünç olma ve alay edilme korku­su çok yoğundur. Hatta birçok zaman kendilerini iktidar­sız ve güçsüz zannederek karşı cinsle cinsel ilişkiden kaçınabilirler. Bu gibi cinsel davranış sorunlarının altında genellikle çocukluk çağından kalma kastrasyon (hadımlaştırılma, penisin kesilmesi) kompleksi yatar. Tabii ki kastrasyon kompleksinin altında da hatalı anne-baba davranışları bulunur.

Daha önceki bölümlerde değinildiği gibi, aslında kastrasyon kompleksi erkeklerdeki en yaygın kompleklerden biridir. Ancak bu kompleksin ağırlığı kişilerde farklı düzeylerdedir. Ilımlı düzeyde kastrasyon kompleksine sa­hip olan bir erkek, sadece erotik kilotlardan veya kadın parfümlerinden uyanlarak cinsel ilişkiye geçer ve normal sınırlarda bir fetişizmi yaşar.
Günümüzde erotik kadın iç çamaşırlarının ilgi gör­mesi de sanırım bu yaygın ılımlı kastrasyon kompleksi ne­deniyledir. Ayrıca fetişizmin çoğunlukla erkeklerde görül­mesi de, erkeklerin egemen sınıf olmasına ve egemen olmaya-özellikle ve İsrarla- koşullandırılırken yapılan hatalı uygulamalara bağlıdır. Daha önceki bölümlerde değinildi­ği gibi sünnet olayı ve penis ile ilgili korkutmalar yetişkin yaşamında çok çeşitli cinsel sorunlara yol açabiliyor. işte bu sorunlardan biri de fetişizmdir.

]]>
http://www.saglikkatalogu.com/fetisizm-ve-cinsellik.html/feed/ 0
Kadın Eşcinselliği http://www.saglikkatalogu.com/kadin-escinselligi.html http://www.saglikkatalogu.com/kadin-escinselligi.html/#yorum 30 Nov 1999, Tue 00:00:00 +0000 Admin Kadın Eşcinselliği ve Eşcinsel Kadınlar

Eşcinselliğin oluşumu kadınlarda ve erkeklerde fark­lı yol izledikleri için kadın eşcinselliği ayn olarak ele alın­dı. Bir başka kadınla cinsel ilişkide bulunan ve uyarılan kadına sevici (lezbiyen) denir. Lezbiyen kelimesi Lesbos (Midilli) adasında yaşamış Sappho adlı, kadınlar arası aş­ka dair şiirler yazan bir şairin anısından gelir. Toplumlar erkek eşcinselliğine oranla kadın eşcinselliğini biraz daha hoşgörü ile karşılarlar. Adeta görmezliğe, bilmezliğe geli­nir. Eşcinselliğe karşı önyargılı olanlar da dahil olmak üzere günümüzde genellikle lezbiyen ilişkilerden erkekler arası eşcinsel ilişkilerde olduğu gibi rahatsız olunmaz. Si­nemalarda oynayan birçok erotik filmde erkek eşcinsel ilişkilere kesinlikle rastlanamazken lezbiyen ilişki içeren sahnelere sık sık rastlayabilirsiniz. Bu tür sahneleri de in­sanlar genellikle rahat rahat izlerler. Kadınlar arası eşcin­sel ilişkiye karşı bu hoşgörü tebessüm nereden kaynaklan­maktadır?

Feodal toplumlardan bu yana ataerkil aile düzeni ge­çerlidir. Yani ailede ve toplumda erkek egemenliği söz ko­nusudur. Erkekler kadınları malları gibi gördükleri için onların başka bir erkekle ilişkiye (zina) girmesine karşı soyun bozulacağı, mirasın dağılacağı kaygısıyla yoğun tepkiler geliştirmişlerdir. Bu nedenle erkeğin soyunu, mi­rasını etkilemeyecek olan lezbiyen ilişkiye fazlaca tepki gösterme gereğini hissetmemişlerdir. Hatta bu konu ka­nunlarımızda da vardır. Karısını başka bir erkekle sevişir­ken yakalayan bir koca zina nedeniyle boşanabilirken, lezbiyen ilişki sırasında yakalarsa bu durum zina sayılmıyor. Kanunlarımıza göre zina olması için kadın cinsel organına erkek cinsel organının girmesi şart oluyor. Bu kara mizahı bir fıkra ile noktalamak istiyorum.

Karadenizli temel NewYork'a gitmişti. Girdiği barda güzel bir kadınla arkadaşlığa başlamıştı. Çeşitli konular­dan konuşarak uzun süre sohbet etmişler. Gece geç vakit Temel kadına ondan çok hoşlandığını, çok beğendiğini ve sevişmek istediğini söylemiş. Kadın da, Temelden çok hoşlandığını ancak Temelle sevişmesinin mümkün olamayacağını söylemiş. Temel İsrar ile bunun sebebini sormuş. Kadın bunun üzerine, "seninle sevişemem çünkü ben lezbiyenim" demiş. Lezbiyenliğin ne olduğunu bilmeyen Te­mel bunun anlamını sormuş. Kadın da "yani ben lezbiyen olduğum için kadınlarla sevişmeyi severim" demiş. Temel de bunun üzerine, "iyi o zaman hiç bir sorun yok, çünkü ben bin kere daha lezbiyenim" demiş.

Toplumlarda lezbiyen ilişkiye karşı bu "aşırı tepki olmamasına" rağmen erkek eşcinselliğine oranla lezbiyen ilişkiler daha az sayıdadır. Kinsey'in araştırmalarında ABD'de erkeklerin eşcinsel ilişki kurma oranı %50'ye varırken, kadınlarda ancak %28 lerdedir. Tabii ki Türk toplu­muna ilişkin doğru rakamları elde etmek mümkün değil. Karşı cinsle ilişkilerin çok kısıtlı olduğu yerlerde, örneğin kızlara ait yanlı okullarda ve hapishanelerde bu durumun çok yaygın olduğu kabul edilir.

Ancak lezbiyen ilişkiyi heteroseksüel ilişkiden tama­men ayrı düşünmemek gerekir. Pomeroy'un dediği gibi "bir genç kız başka bir kıza karşı cinsel istek duymuş ve onun tarafından uyarılmışsa erkek çocuklarla ilişkiye gire­mez demek değildir. Dondurmayı seven bir kız pekâlâ pastadan da hoşlanabilir". Bir kadın bir veya birkaç defa eşcinsel ilişkiye girmiş olabilir ama erkeklerle de beraberligi olmuştur. Böyle bir durumda belirleyici faktör eşcinsel ilişkilerin olup olmaması değil, karşı cinsle olan ilişkileri­ne oranıdır. Yani önemli olan kızlarla ilişkisinin olup ol­maması değil, erkeklerle ilişkisinin ne olduğudur. Aslında herkesin şu veya bu derecede gizli eşcinsel eğilimleri var­dır, ancak bu eğilim kimi zaman bilinçdışıdır, kişi farkında bile değildir, bazende değer yargılarından dolayı böyle bir şeye kalkışmaz.

Toplumumuzda bir çok kişi lezbiyen ilişkide bir ta­rafın erkek, diğer tarafın da kadın rolü oynadığını sanır. Bu genellikle böyle olsa da, aslında her ikisi de her iki ro­lü oynarlar.
Kadınlar niçin eşcinsel ilişkilere girerler? Bu soruya da erkek eşcinselliğinde verdiğim yanıtı vereceğim. Bazı kişilerde hormonal, biyolojik etkenler sorumlu olsa da ço­ğunluğunda yaşam ile ilgili eğitimsel uygulamalar sorum­ludur. Bunlar da çocukluk çağındaki hatalı çevre ve anne-baba tutumlarıdır.

Her insanın ilk sevgi nesnesi annesidir. Erkeklerin aksine olarak kız çocuğunun ilk ilişkisi kendisiyle aynı cinsten olan bir nesne yani annesi iledir. Yetişkin yaşa ge­lindiğinde karşı cins ile ilişkilerinde sorunlar çıkıp hayal kırıklığına uğradığı durumlarda bazen bu ilk eşcinsel ilişki sembolik olarak yeniden canlanabilir. Kadında babaya yö­nelik ilgi baba ile özdeşmeye dönüşebildiği gibi anneye (kadına yönelik ilgiye de gerileyebilir. Bir diğerinde de baba ile özdeşleşme sonucu, anneyi babanın sevdiği bi­çimde sevme isteği gelişir. Bu tür kadınlar genellikle er­keksi tutumlar geliştirirler. Erkeklere özgü uğraşlar seçe­rek onlarla yarışma durumlarına geçerler. Freud bunlarda penis kıskançlığının bulunduğunu ve babaları ile özdeşleş­miş bu tip kadınlar için penisli kadın anlamına gelen "fal-lik kadın" terimini kullanmıştır.

Kimi zaman da kadınlarda sıklıkla görüldüğü gibi (feodal değer yargılarının etkisiyle) bir kız çocuğu doğurmak küçültücü bir olay gibi karşılanır. Hatta bazen de çev­reden aşağılanır. (Oysa çocuğun cinsiyetini belirleyen erkekden gelen kromozomlardır) Böylece kadınlık kimliğini benimseyememiş ve kadınlığından nefret eden bir anne, kendisine kadınlığını her an anımsatan kız çocuğuna karşı bilinçdışı bir nefret geliştirebilir. Ayrıca anne evliliğinde mutsuzsa, sürekli olarak kocasını ve erkekleri kötüleyerek bu duygulan kız çocuğuna aşılayabilir. Bunun sonucunda da kız çocuğu kadınların zayıf, erkeklerin ise güçlü olduğu şeklinde bir değer yargısına kapılır. Erkeklere karşı kızgın­lık duygulan veya güçlü babasına özenerek erkek gibi davranma eğilimi geliştirebilir. Annesi gibi ikinci sınıf bir kadın olma verine "erkek gibi olma" rolünü benimseyebi­lir.
Bazı anne-babalar da kızlarını çocukluklarında çok özgür bırakırlar. 12-13 Yaşına gelinceye kadar kız çocuğu sokakta yaşın erkek arkadaşlarıyla beraber özgür bir şekilde atlar, zıplar ve oynar. Bu dönemde aile de hiç bir baskı yapmaz. Ancak 12-13 yaşlarında ilk adetini görüp meme­leri de büyümeye başlayınca aile birdenbire kızlarına karşı tutumlarını değiştirirler. Baskı uygulayarak oyun oynama­sına, sokağa çıkmasına yani özgürlüğüne engel olurlar. Böyle bir genç kız, özgürlüğüne engel olan tutucu ahlak kurallarına lanet edeceğine, sanki bütün suçlu büyümeye başlayan memeleri gibi, cinsiyetine ve dişiliğine lanet ede­bilir.

Tabii ki bu duygular içindeki kadınların hepsi de eş­cinsel olmaz. Ama uygun ortam ve koşullar içinde bir kıs­mı da eşcinsel olabilir. Bunların bir kısmı evlenir. Ancak bunlar için de kocası ile cinsel ilişkide bulunmak bir an­garya gibidir.

Anne baba olarak eğer kızınız veya oğlunuzda böyle bir eğilim hissederseniz yapacağınız en doğru davranış ona karşıt cins ile beraber olma olanağı vermenizdir. Ço­cuğunuzun eşcinsel olmasını engellemenin en pratik yolu onun karşıt cinsten arkadaşlarıyla beraberliğine engel olmamaktır.

Çocukluk çağında çocuğunuzu istediğiniz doğrultu­da eğitebilirsiniz. Cinsel açıdan normal ve sağlıklı olması önemli oranda sizin elinizdedir. Bütün yapacağınız doğru bir eğitim vermenizdir. Bir önceki bölümde de belirttiğim gibi doğru eğitim aslında daha kolaydır.

]]>
Kadın Eşcinselliği ve Eşcinsel Kadınlar

Eşcinselliğin oluşumu kadınlarda ve erkeklerde fark­lı yol izledikleri için kadın eşcinselliği ayn olarak ele alın­dı. Bir başka kadınla cinsel ilişkide bulunan ve uyarılan kadına sevici (lezbiyen) denir. Lezbiyen kelimesi Lesbos (Midilli) adasında yaşamış Sappho adlı, kadınlar arası aş­ka dair şiirler yazan bir şairin anısından gelir. Toplumlar erkek eşcinselliğine oranla kadın eşcinselliğini biraz daha hoşgörü ile karşılarlar. Adeta görmezliğe, bilmezliğe geli­nir. Eşcinselliğe karşı önyargılı olanlar da dahil olmak üzere günümüzde genellikle lezbiyen ilişkilerden erkekler arası eşcinsel ilişkilerde olduğu gibi rahatsız olunmaz. Si­nemalarda oynayan birçok erotik filmde erkek eşcinsel ilişkilere kesinlikle rastlanamazken lezbiyen ilişki içeren sahnelere sık sık rastlayabilirsiniz. Bu tür sahneleri de in­sanlar genellikle rahat rahat izlerler. Kadınlar arası eşcin­sel ilişkiye karşı bu hoşgörü tebessüm nereden kaynaklan­maktadır?

Feodal toplumlardan bu yana ataerkil aile düzeni ge­çerlidir. Yani ailede ve toplumda erkek egemenliği söz ko­nusudur. Erkekler kadınları malları gibi gördükleri için onların başka bir erkekle ilişkiye (zina) girmesine karşı soyun bozulacağı, mirasın dağılacağı kaygısıyla yoğun tepkiler geliştirmişlerdir. Bu nedenle erkeğin soyunu, mi­rasını etkilemeyecek olan lezbiyen ilişkiye fazlaca tepki gösterme gereğini hissetmemişlerdir. Hatta bu konu ka­nunlarımızda da vardır. Karısını başka bir erkekle sevişir­ken yakalayan bir koca zina nedeniyle boşanabilirken, lezbiyen ilişki sırasında yakalarsa bu durum zina sayılmıyor. Kanunlarımıza göre zina olması için kadın cinsel organına erkek cinsel organının girmesi şart oluyor. Bu kara mizahı bir fıkra ile noktalamak istiyorum.

Karadenizli temel NewYork'a gitmişti. Girdiği barda güzel bir kadınla arkadaşlığa başlamıştı. Çeşitli konular­dan konuşarak uzun süre sohbet etmişler. Gece geç vakit Temel kadına ondan çok hoşlandığını, çok beğendiğini ve sevişmek istediğini söylemiş. Kadın da, Temelden çok hoşlandığını ancak Temelle sevişmesinin mümkün olamayacağını söylemiş. Temel İsrar ile bunun sebebini sormuş. Kadın bunun üzerine, "seninle sevişemem çünkü ben lezbiyenim" demiş. Lezbiyenliğin ne olduğunu bilmeyen Te­mel bunun anlamını sormuş. Kadın da "yani ben lezbiyen olduğum için kadınlarla sevişmeyi severim" demiş. Temel de bunun üzerine, "iyi o zaman hiç bir sorun yok, çünkü ben bin kere daha lezbiyenim" demiş.

Toplumlarda lezbiyen ilişkiye karşı bu "aşırı tepki olmamasına" rağmen erkek eşcinselliğine oranla lezbiyen ilişkiler daha az sayıdadır. Kinsey'in araştırmalarında ABD'de erkeklerin eşcinsel ilişki kurma oranı %50'ye varırken, kadınlarda ancak %28 lerdedir. Tabii ki Türk toplu­muna ilişkin doğru rakamları elde etmek mümkün değil. Karşı cinsle ilişkilerin çok kısıtlı olduğu yerlerde, örneğin kızlara ait yanlı okullarda ve hapishanelerde bu durumun çok yaygın olduğu kabul edilir.

Ancak lezbiyen ilişkiyi heteroseksüel ilişkiden tama­men ayrı düşünmemek gerekir. Pomeroy'un dediği gibi "bir genç kız başka bir kıza karşı cinsel istek duymuş ve onun tarafından uyarılmışsa erkek çocuklarla ilişkiye gire­mez demek değildir. Dondurmayı seven bir kız pekâlâ pastadan da hoşlanabilir". Bir kadın bir veya birkaç defa eşcinsel ilişkiye girmiş olabilir ama erkeklerle de beraberligi olmuştur. Böyle bir durumda belirleyici faktör eşcinsel ilişkilerin olup olmaması değil, karşı cinsle olan ilişkileri­ne oranıdır. Yani önemli olan kızlarla ilişkisinin olup ol­maması değil, erkeklerle ilişkisinin ne olduğudur. Aslında herkesin şu veya bu derecede gizli eşcinsel eğilimleri var­dır, ancak bu eğilim kimi zaman bilinçdışıdır, kişi farkında bile değildir, bazende değer yargılarından dolayı böyle bir şeye kalkışmaz.

Toplumumuzda bir çok kişi lezbiyen ilişkide bir ta­rafın erkek, diğer tarafın da kadın rolü oynadığını sanır. Bu genellikle böyle olsa da, aslında her ikisi de her iki ro­lü oynarlar.
Kadınlar niçin eşcinsel ilişkilere girerler? Bu soruya da erkek eşcinselliğinde verdiğim yanıtı vereceğim. Bazı kişilerde hormonal, biyolojik etkenler sorumlu olsa da ço­ğunluğunda yaşam ile ilgili eğitimsel uygulamalar sorum­ludur. Bunlar da çocukluk çağındaki hatalı çevre ve anne-baba tutumlarıdır.

Her insanın ilk sevgi nesnesi annesidir. Erkeklerin aksine olarak kız çocuğunun ilk ilişkisi kendisiyle aynı cinsten olan bir nesne yani annesi iledir. Yetişkin yaşa ge­lindiğinde karşı cins ile ilişkilerinde sorunlar çıkıp hayal kırıklığına uğradığı durumlarda bazen bu ilk eşcinsel ilişki sembolik olarak yeniden canlanabilir. Kadında babaya yö­nelik ilgi baba ile özdeşmeye dönüşebildiği gibi anneye (kadına yönelik ilgiye de gerileyebilir. Bir diğerinde de baba ile özdeşleşme sonucu, anneyi babanın sevdiği bi­çimde sevme isteği gelişir. Bu tür kadınlar genellikle er­keksi tutumlar geliştirirler. Erkeklere özgü uğraşlar seçe­rek onlarla yarışma durumlarına geçerler. Freud bunlarda penis kıskançlığının bulunduğunu ve babaları ile özdeşleş­miş bu tip kadınlar için penisli kadın anlamına gelen "fal-lik kadın" terimini kullanmıştır.

Kimi zaman da kadınlarda sıklıkla görüldüğü gibi (feodal değer yargılarının etkisiyle) bir kız çocuğu doğurmak küçültücü bir olay gibi karşılanır. Hatta bazen de çev­reden aşağılanır. (Oysa çocuğun cinsiyetini belirleyen erkekden gelen kromozomlardır) Böylece kadınlık kimliğini benimseyememiş ve kadınlığından nefret eden bir anne, kendisine kadınlığını her an anımsatan kız çocuğuna karşı bilinçdışı bir nefret geliştirebilir. Ayrıca anne evliliğinde mutsuzsa, sürekli olarak kocasını ve erkekleri kötüleyerek bu duygulan kız çocuğuna aşılayabilir. Bunun sonucunda da kız çocuğu kadınların zayıf, erkeklerin ise güçlü olduğu şeklinde bir değer yargısına kapılır. Erkeklere karşı kızgın­lık duygulan veya güçlü babasına özenerek erkek gibi davranma eğilimi geliştirebilir. Annesi gibi ikinci sınıf bir kadın olma verine "erkek gibi olma" rolünü benimseyebi­lir.
Bazı anne-babalar da kızlarını çocukluklarında çok özgür bırakırlar. 12-13 Yaşına gelinceye kadar kız çocuğu sokakta yaşın erkek arkadaşlarıyla beraber özgür bir şekilde atlar, zıplar ve oynar. Bu dönemde aile de hiç bir baskı yapmaz. Ancak 12-13 yaşlarında ilk adetini görüp meme­leri de büyümeye başlayınca aile birdenbire kızlarına karşı tutumlarını değiştirirler. Baskı uygulayarak oyun oynama­sına, sokağa çıkmasına yani özgürlüğüne engel olurlar. Böyle bir genç kız, özgürlüğüne engel olan tutucu ahlak kurallarına lanet edeceğine, sanki bütün suçlu büyümeye başlayan memeleri gibi, cinsiyetine ve dişiliğine lanet ede­bilir.

Tabii ki bu duygular içindeki kadınların hepsi de eş­cinsel olmaz. Ama uygun ortam ve koşullar içinde bir kıs­mı da eşcinsel olabilir. Bunların bir kısmı evlenir. Ancak bunlar için de kocası ile cinsel ilişkide bulunmak bir an­garya gibidir.

Anne baba olarak eğer kızınız veya oğlunuzda böyle bir eğilim hissederseniz yapacağınız en doğru davranış ona karşıt cins ile beraber olma olanağı vermenizdir. Ço­cuğunuzun eşcinsel olmasını engellemenin en pratik yolu onun karşıt cinsten arkadaşlarıyla beraberliğine engel olmamaktır.

Çocukluk çağında çocuğunuzu istediğiniz doğrultu­da eğitebilirsiniz. Cinsel açıdan normal ve sağlıklı olması önemli oranda sizin elinizdedir. Bütün yapacağınız doğru bir eğitim vermenizdir. Bir önceki bölümde de belirttiğim gibi doğru eğitim aslında daha kolaydır.

]]>
http://www.saglikkatalogu.com/kadin-escinselligi.html/feed/ 0
Erkek Eşcinselliği http://www.saglikkatalogu.com/erkek-escinselligi.html http://www.saglikkatalogu.com/erkek-escinselligi.html/#yorum 30 Nov 1999, Tue 00:00:00 +0000 Admin Eşcinsel Erkek ve Erkek Eşcinselliği Üzerine

Sıklıkla bu konudaki terimler yanlış kullanıldığı için, başlangıç olarak bu terimleri açıklamak istiyorum.

Eşcinsellik (Homoseksüalite): Aynı cinsten cinsel eş seçi­mi.
Heteroseksüalite: Karşıt cinsten cinsel eş seçimi.
Biseksüalite: Her iki cinsten de cinsel eş seçimi.
Genel hekimlik uygulamasında eşcinsellik önemli bir sorun değildir. Bu bakımdan günümüz psikiyatri bili­minde, ruhsal rahatsızlıkların sınıflandırılmasında, cinsel ilişkilerinden ve sosyal yaşamından herhangi bir sorunu olmayan bir eşcinsel, hasta olarak bile kabul edilmiyor.

Eşcinsellik tarih boyunca ve günümüzde de yaygın bir olaydır. Zaman zaman dinsel ve toplumsal baskılarla aşağılansa da, yasaklansa da bu olayın sürüp gitmesine en­gel olunamamıştır. Bu durum kimine göre önemli bir ruh­sal hastalıktır, tedavisi gerekli bir sapıklıktır. Kimine göre ise bir çeşnidir ve normal bir olaydır. Hatta bazı toplum­larda eşcinsel evliliklere bile izin verilmektedir. Ben, mu­hafazakâr bir din- ahlâk öğretmeni olmadığıma göre bu olaya tamamen bilimsel açıdan ve önyargılardan uzak bir şekilde yaklaşacağım.

İnsanların eşcinsel ilişkilere neden girdikleri konusunda ilk önce Pomeroy'un görüşlerine yer vermek istiyo­rum. "İnsanlar gerçekte tüm memeliler gibi davranırlar. Cinsel açıdan tüm memelilerin ortak bir özelliği kendi kendileri, penisleri ile oynamaları ve kendi yaygın yöntem kendi penislerini ağızlarına almalarıdır.

Diğer bir ortak özellik, tüm memeliler çiftleşmesinin penisin ileri geri itti­rilerek yapılmasıdır. Ancak hemen hemen her zaman dişi erkeğine arkasını dönmüş durumdadır. Memelilerin bütün türlerinde eşcinsel ilişkiler vardır. Kırsal kökenli olanlar ve hayvanat bahçesinde maymunları izleyenler bunu bilir­ler. Sadece biyolojik açıdan bakılırsa, bizimde birer me­meli havyan olduğumuza göre neden bütün erkek çocukla­rının eşcinsel davranışlar göstermediği merak edilir. Tabii hepsi yapmaz, zaten yapmalarını da söylemiyorum." Pomeroy gibi değerli bir bilim adamının bu konudaki görüş­lerine herhangi bir şey eklemek sanırım gereksizdir.
insanlar genellikle her şeyi normal ve anormal diye sınıflandırmak isterler. Eşcinsellik ile ilgili en önemli so­run da buradan kaynaklanır. Erkeklerin cinsel seçimleri de normal veya anormal diye sınıflandırılmak istenir. Oysa hayatta her zaman tam normaller veya tam anormaller yok­tur. Aşın uçta olanlar da vardır, ama çoğumuz beyaz ya da siyah olmaktan daha çok griyiz. Bu bakımdan, bir ya da bir kaç eşcinsel ilişkisi oldu diye bir erkeğin artık kadınlarla il­gilenmeyeceği veya ilgilenmemesi gerektiği diye bir kural yoktur. Ancak hiç eşcinsel ilişkisi olmamış ve diğer erkek­lere karşı ilgi duymamış erkekler olduğu gibi, sadece eş­cinsel ilişkiye giren ve kadınlardan cinsel olarak uyarılma-yan, onlara hiç dokunmamış erkekler de vardır. ilkine heterokseksüel, diğerine de eşcinsel denir. Ancak işler her zaman bu kadar basit değildir. Hem erkek, hem de kadınlar tarafından uyanlabilen ve her ikisi ile de ilişki kurabilen veya kurabilecek olan çok kişi vardır. Böyle bir durumda kimin eşcinsel, kimin ise heteroseksüel olduğunu söyle­mek zordur. Sanırım bu gibi ve başka bir çok bakımdan in­sanları değerlendirirken esnek davranmak en doğrusudur.

Ergenlik döneminde bir erkek çok çekingen ve utan­gaç olduğu için kızlara yaklaşamaz. Bazıları ise kızlarla aralarında geçen gururlarını örseleyici olaylar nedeniyle kızlara karşı öfke ve düşmanlık duyarlar. Daha bir çok ne­denlerle erkek çocuklan kızlarla beraber olmakta zorlandı­ğı halde kendi yaşıtı erkeklerle kolaylıkla beraberlikler ku­rabilir. Erkek arkadaşlarıyla evde yalnız kalmasına kimse itiraz* etmez, hatta aynı yatakta bile yatabilirler. Ve bu gibi beraberlikler sırasında eşcinsel ilişkiler de olabilir. Bu ol­dukça kolaydır ve zevk de alırlar. Ancak bu davranışların çok ciddi tehlikeleri vardır. Toplum tarafından bu davranış genellikle sapıklık şeklinde ele alındığı için, yakalanırsa ağır bir şekilde cezalandırılma olasılığı vardır. Yine aynı, nedenden dolayı çocukluk veya ergenlik döneminde dene­diği bir eşcinsel ilişki yüzünden suçluluk kompleksine ka­pılarak ilerde ruhsal rahatsızlıklara girebilir. Bu ilişkinin diğer bir tehlikesi de, bu işten çok zevk alıp kendini buna kaptırması ve karşı cinsle ilişki kurmayı tamamen bırak­masıdır.

Eşcinsellik bazı biyolojik (hormonal, genetik) bo­zukluklara bağlı doğuştan mı gelmektedir? Veya anne-babanın (çevrenin) erkek çocuğuna karşı davranışlarına, eğitimsel uygulamalarına bağlı olarak mı meydana gel­mektedir. Bu sorulara mevcut bilimsel veriler kesinlik taşı­yan bir yargıda bulunmamızı engelliyor. Genel kanı, bazı eşcinsellerde biyolojik etkenlerin sorumlu olabileceği yö­nündedir. Ancak eşcinsellerin çoğunluğunda yaşam ile il­gili, hatalı anne-baba-çevre davranışları esas belirleyici et­mendir.

Çevremizde bazen "anne kuzusu" diye isimlendiri­len, annelerinin dizinin dibinden ayrılmayan "hanım, ha­nımcık" erkek çocuklarını biliriz. Annenin oğlunu sürekli kanatlan altına alması ve girişimciliğini, bağımsızlığını engellemesi sonucu, bazılarının zannettiği gibi kesinlikle eşcinsel olacaktır denilemez. Bağımlı ve çekingen bir er­kek olabilir, ancak eşcinsel olma olasılığı da güçlüdür. Ayrıca boşanma veya ölüm nedeniyle babanın olmadığı bir aile ortamında, anne ve ablalar tarafından yetiştirilen er­kek çocuğunun da, kendisine örnek alacağı yetişkin bir er­keğin bulunmaması sonucu, kadınsı davranışlara ilgi duyarak eşcinsel olması da olasıdır.

Bir de gizli eşcinsellik diye adlandırılan bir durum vardır. Kişinin eşcinsel ilgisi vardır, ancak çeşitli neden­lerden dolayı bu yönünü bastırmakta ve kendisini engelle­mektedir. Bilinçdışı olarak eşcinsel eğilimi vardır ve far­kında olmadan başka erkekler tarafından uyarılır. "illa da olacak" denilmemekle birlikte bu gibi kişilerde kadınımsı davranışlar, konuşmalar ve eğilimler; bazen de tam tersine aşın abartılmış erkeksi davranışlar olabilir. Aslında bu giz­li eşcinsellik çok yaygındır. "Başkalarını tembellikle suç­layanın çalışkanlığından, ahlaksızlıkla suçlayanın ahlakın­dan şüphe edeceksin" diye klasik bir deyiş vardır, işte bu deyişi göz önünde bulundurarak, toplumumuzda en yaygın küfürlerin eşcinsellik ile ilgili olduğunu görüyorum. Stad­yumlarda binlerce kişinin hakemlere nasıl ve ne diyerek bağırdığını anımsayın. Yani toplumumuzdaki gizli eşcin­sellik üzerine bir soru işareti koymak sanırım iyi olur. Bu konuda iki fıkra anlatmak istiyorum.

Kapı çalınınca iri yan bir adam kapıyı açmış. Karşı­sında elinde anket defteri ile bir genç kız, "eşcinsellik üze­rine bir anket yapıyorum, fikrinizi öğrenebilir miyim" de­miş. İri yan adam kaşlarını çatmış ve, "ben öyle şeylerden anlamam bacım, bizim hanımı çağırayım da,'o konuşsun" demiş ve içeri seslenmiş, "ismaiiiil".

O zamana kadar hiç eşcinsel ilişkisi olmamış bir yaş­lı efe, çok merak ettiği için genç efeden kendisini yapma­sını istemiş. Genç efe de saygısından dolayı korkmasına rağmen mecbur kaldığı için yaşlı efeye karşı aktif eşcinsel ilişkiye geçmiş, ilişki sırasında yaşlı efenin gözlerinden yaşlar akmaya başlamış. Bunun üzerine genç efe endişe ederek, "efem canını mı acıttım?" diye sormuş. Yaşlı efe de, "yok yok ona ağlamıyorum. Şimdiye kadar niye denememişim diye ağlıyorum" demiş.

Kadınların bulunmadığı bazı koşullarda, örneğin ha­piste veya denizde (denizcilerin meşhur fıçı nöbeti esprileri), başka koşullarda normal kalabilecek erkekler de eş­cinsel ilişkilere girebilirler. Buna geçici eşcinsellik denir. Fenichel bu konuda "gizli olarak her erkek bu tip eş seçi­mine yeteneklidir. Ancak eğer kadın bulunamıyorsa ikinci seçimi erkekler olur" diyor. Yine bu konuda Fenichel, "bir kimse için dişi ve erkek cinsel organlan arasındaki fark olağadışı bir önem kazandığında ve bu kimsenin diğer in­sanlarla ilişkisi her yönüyle bu insanların cinsiyetine bağlı olduğunda, bu kişi güçlü bir kastrasyon kompleksinin al­tında demektir" diyor. Bu yorumlamadan yola çıkarak "günümüz toplumunda erkeklerin çoğunda kastrasyon kompleksi bulunuyordur" dersem, umarım hata yapmış ol­mam.

Hemen bütün anne-babalar oğullarının heteroseksüel olmasını arzu ederler. Ancak bir çok zaman farkında ol­madan yapılan bazı anne-baba davranışları erkek çocuğu­nun eşcinselliği benimsemesine neden olmaktadır. Daha Önce, "cinsel kimliğin benimsenmesi" bölümünde bahsetti­ğim gibi, çocuklar 3-6 yaşlar arasında Oedipal dönem de­nen bir aşamadan geçerler. Sağlıklı ve dengeli bir anne-babanın oğlu, onların sağladığı destek ve önderlik sayesin­de kişiliğini geliştirir ve Oedipal dönemi normal bir şekil­de aşarak yetişkin döneme ulaşır. Sağlıksız, dengesiz ve ruhsal sorunları olan bir anne-babanın oğlu ise Oedipal dö­nemi olumlu bir şekilde aşamaz. Bu dönemdeki olumsuz­luklar ise yetişkin yaşamında izler bırakır, işte birçok eş­cinselliğin kökeninde de bu dönemin olumsuzlukları yatar. Bu olumsuz anne-baba tutumlarını E. Geçtan şöyle demiştir.

"Kendisi doyum bulamamış anne ya da baba, bu ba­ğımlılık gereksinimlerinden ötürü, kendisine bağımlı bir diğer insanın varlığına katlanamaz, çocuğuna itici, redde­dici tutumlar geliştirir. Bozuk insan ilişkilerinden kaynaklanan yalnızlığını, çocuğunu kendisine bağımlı bırakarak gidermeye çalışır. Anne özellikle kocası ile ilişkilerinde doyumsuz ise, bilincinde olmadığı bazı davranışları ile ço­cuğuna karşı baştan çıkarıcı tutumlar geliştirebilir. Bu tu­tumlar çocuğun hayranlığını kazanma çabalarından, gös­termeciliğe değin türlü biçimlerde ortaya çıkabilir. Kimi anne karşı cinse karşı geliştirmiş olduğu kızgınlık ya da imrenme duygulan nedeniyle, çocuğunu hadımlaştırıcı tu­tumlar geliştirebilir. Öte yandan egemen bir annenin varlı­ğı karşısında silik ve bağımlı kalan bir baba, erkek çocu­ğuna gerekli özdeşim imgesini sağlayamaz. Katı, sert ve cezalandırıcı bir baba ise çocukta hadımlaştırılma karmaşasının pekiştirilmesine yol açar. Bazı anneler, babayı ço­cuğa karşı kıskanarak bu duygunun daha da yoğunlaşması­na neden olurlar".

Bu bölümde erkek cinselliği ile ilgili genel görüşleri­mi ve buna neden olan etkenleri anlatmaya çalıştım. Ko­nunun başında değindiğim gibi, ön yargılarımdan ne derece sıyrılabildiğime siz okurlar karar vereceksiniz. Tabii ki bü­tün bu genel bilgilerden sonra da, nasıl bir yol izleyeceği­nize yine siz karar vereceksiniz.

Ben; birçok zaman bir şeyin yanlışını yapmanın doğrusunu yapmaktan daha zor olduğuna inanıyorum. Çocukların cinsel eğitim için de bu inanışın doğru olduğunu sanıyorum. Umarım aynı şekilde düşünüyoruzdur.

]]>
Eşcinsel Erkek ve Erkek Eşcinselliği Üzerine

Sıklıkla bu konudaki terimler yanlış kullanıldığı için, başlangıç olarak bu terimleri açıklamak istiyorum.

Eşcinsellik (Homoseksüalite): Aynı cinsten cinsel eş seçi­mi.
Heteroseksüalite: Karşıt cinsten cinsel eş seçimi.
Biseksüalite: Her iki cinsten de cinsel eş seçimi.
Genel hekimlik uygulamasında eşcinsellik önemli bir sorun değildir. Bu bakımdan günümüz psikiyatri bili­minde, ruhsal rahatsızlıkların sınıflandırılmasında, cinsel ilişkilerinden ve sosyal yaşamından herhangi bir sorunu olmayan bir eşcinsel, hasta olarak bile kabul edilmiyor.

Eşcinsellik tarih boyunca ve günümüzde de yaygın bir olaydır. Zaman zaman dinsel ve toplumsal baskılarla aşağılansa da, yasaklansa da bu olayın sürüp gitmesine en­gel olunamamıştır. Bu durum kimine göre önemli bir ruh­sal hastalıktır, tedavisi gerekli bir sapıklıktır. Kimine göre ise bir çeşnidir ve normal bir olaydır. Hatta bazı toplum­larda eşcinsel evliliklere bile izin verilmektedir. Ben, mu­hafazakâr bir din- ahlâk öğretmeni olmadığıma göre bu olaya tamamen bilimsel açıdan ve önyargılardan uzak bir şekilde yaklaşacağım.

İnsanların eşcinsel ilişkilere neden girdikleri konusunda ilk önce Pomeroy'un görüşlerine yer vermek istiyo­rum. "İnsanlar gerçekte tüm memeliler gibi davranırlar. Cinsel açıdan tüm memelilerin ortak bir özelliği kendi kendileri, penisleri ile oynamaları ve kendi yaygın yöntem kendi penislerini ağızlarına almalarıdır.

Diğer bir ortak özellik, tüm memeliler çiftleşmesinin penisin ileri geri itti­rilerek yapılmasıdır. Ancak hemen hemen her zaman dişi erkeğine arkasını dönmüş durumdadır. Memelilerin bütün türlerinde eşcinsel ilişkiler vardır. Kırsal kökenli olanlar ve hayvanat bahçesinde maymunları izleyenler bunu bilir­ler. Sadece biyolojik açıdan bakılırsa, bizimde birer me­meli havyan olduğumuza göre neden bütün erkek çocukla­rının eşcinsel davranışlar göstermediği merak edilir. Tabii hepsi yapmaz, zaten yapmalarını da söylemiyorum." Pomeroy gibi değerli bir bilim adamının bu konudaki görüş­lerine herhangi bir şey eklemek sanırım gereksizdir.
insanlar genellikle her şeyi normal ve anormal diye sınıflandırmak isterler. Eşcinsellik ile ilgili en önemli so­run da buradan kaynaklanır. Erkeklerin cinsel seçimleri de normal veya anormal diye sınıflandırılmak istenir. Oysa hayatta her zaman tam normaller veya tam anormaller yok­tur. Aşın uçta olanlar da vardır, ama çoğumuz beyaz ya da siyah olmaktan daha çok griyiz. Bu bakımdan, bir ya da bir kaç eşcinsel ilişkisi oldu diye bir erkeğin artık kadınlarla il­gilenmeyeceği veya ilgilenmemesi gerektiği diye bir kural yoktur. Ancak hiç eşcinsel ilişkisi olmamış ve diğer erkek­lere karşı ilgi duymamış erkekler olduğu gibi, sadece eş­cinsel ilişkiye giren ve kadınlardan cinsel olarak uyarılma-yan, onlara hiç dokunmamış erkekler de vardır. ilkine heterokseksüel, diğerine de eşcinsel denir. Ancak işler her zaman bu kadar basit değildir. Hem erkek, hem de kadınlar tarafından uyanlabilen ve her ikisi ile de ilişki kurabilen veya kurabilecek olan çok kişi vardır. Böyle bir durumda kimin eşcinsel, kimin ise heteroseksüel olduğunu söyle­mek zordur. Sanırım bu gibi ve başka bir çok bakımdan in­sanları değerlendirirken esnek davranmak en doğrusudur.

Ergenlik döneminde bir erkek çok çekingen ve utan­gaç olduğu için kızlara yaklaşamaz. Bazıları ise kızlarla aralarında geçen gururlarını örseleyici olaylar nedeniyle kızlara karşı öfke ve düşmanlık duyarlar. Daha bir çok ne­denlerle erkek çocuklan kızlarla beraber olmakta zorlandı­ğı halde kendi yaşıtı erkeklerle kolaylıkla beraberlikler ku­rabilir. Erkek arkadaşlarıyla evde yalnız kalmasına kimse itiraz* etmez, hatta aynı yatakta bile yatabilirler. Ve bu gibi beraberlikler sırasında eşcinsel ilişkiler de olabilir. Bu ol­dukça kolaydır ve zevk de alırlar. Ancak bu davranışların çok ciddi tehlikeleri vardır. Toplum tarafından bu davranış genellikle sapıklık şeklinde ele alındığı için, yakalanırsa ağır bir şekilde cezalandırılma olasılığı vardır. Yine aynı, nedenden dolayı çocukluk veya ergenlik döneminde dene­diği bir eşcinsel ilişki yüzünden suçluluk kompleksine ka­pılarak ilerde ruhsal rahatsızlıklara girebilir. Bu ilişkinin diğer bir tehlikesi de, bu işten çok zevk alıp kendini buna kaptırması ve karşı cinsle ilişki kurmayı tamamen bırak­masıdır.

Eşcinsellik bazı biyolojik (hormonal, genetik) bo­zukluklara bağlı doğuştan mı gelmektedir? Veya anne-babanın (çevrenin) erkek çocuğuna karşı davranışlarına, eğitimsel uygulamalarına bağlı olarak mı meydana gel­mektedir. Bu sorulara mevcut bilimsel veriler kesinlik taşı­yan bir yargıda bulunmamızı engelliyor. Genel kanı, bazı eşcinsellerde biyolojik etkenlerin sorumlu olabileceği yö­nündedir. Ancak eşcinsellerin çoğunluğunda yaşam ile il­gili, hatalı anne-baba-çevre davranışları esas belirleyici et­mendir.

Çevremizde bazen "anne kuzusu" diye isimlendiri­len, annelerinin dizinin dibinden ayrılmayan "hanım, ha­nımcık" erkek çocuklarını biliriz. Annenin oğlunu sürekli kanatlan altına alması ve girişimciliğini, bağımsızlığını engellemesi sonucu, bazılarının zannettiği gibi kesinlikle eşcinsel olacaktır denilemez. Bağımlı ve çekingen bir er­kek olabilir, ancak eşcinsel olma olasılığı da güçlüdür. Ayrıca boşanma veya ölüm nedeniyle babanın olmadığı bir aile ortamında, anne ve ablalar tarafından yetiştirilen er­kek çocuğunun da, kendisine örnek alacağı yetişkin bir er­keğin bulunmaması sonucu, kadınsı davranışlara ilgi duyarak eşcinsel olması da olasıdır.

Bir de gizli eşcinsellik diye adlandırılan bir durum vardır. Kişinin eşcinsel ilgisi vardır, ancak çeşitli neden­lerden dolayı bu yönünü bastırmakta ve kendisini engelle­mektedir. Bilinçdışı olarak eşcinsel eğilimi vardır ve far­kında olmadan başka erkekler tarafından uyarılır. "illa da olacak" denilmemekle birlikte bu gibi kişilerde kadınımsı davranışlar, konuşmalar ve eğilimler; bazen de tam tersine aşın abartılmış erkeksi davranışlar olabilir. Aslında bu giz­li eşcinsellik çok yaygındır. "Başkalarını tembellikle suç­layanın çalışkanlığından, ahlaksızlıkla suçlayanın ahlakın­dan şüphe edeceksin" diye klasik bir deyiş vardır, işte bu deyişi göz önünde bulundurarak, toplumumuzda en yaygın küfürlerin eşcinsellik ile ilgili olduğunu görüyorum. Stad­yumlarda binlerce kişinin hakemlere nasıl ve ne diyerek bağırdığını anımsayın. Yani toplumumuzdaki gizli eşcin­sellik üzerine bir soru işareti koymak sanırım iyi olur. Bu konuda iki fıkra anlatmak istiyorum.

Kapı çalınınca iri yan bir adam kapıyı açmış. Karşı­sında elinde anket defteri ile bir genç kız, "eşcinsellik üze­rine bir anket yapıyorum, fikrinizi öğrenebilir miyim" de­miş. İri yan adam kaşlarını çatmış ve, "ben öyle şeylerden anlamam bacım, bizim hanımı çağırayım da,'o konuşsun" demiş ve içeri seslenmiş, "ismaiiiil".

O zamana kadar hiç eşcinsel ilişkisi olmamış bir yaş­lı efe, çok merak ettiği için genç efeden kendisini yapma­sını istemiş. Genç efe de saygısından dolayı korkmasına rağmen mecbur kaldığı için yaşlı efeye karşı aktif eşcinsel ilişkiye geçmiş, ilişki sırasında yaşlı efenin gözlerinden yaşlar akmaya başlamış. Bunun üzerine genç efe endişe ederek, "efem canını mı acıttım?" diye sormuş. Yaşlı efe de, "yok yok ona ağlamıyorum. Şimdiye kadar niye denememişim diye ağlıyorum" demiş.

Kadınların bulunmadığı bazı koşullarda, örneğin ha­piste veya denizde (denizcilerin meşhur fıçı nöbeti esprileri), başka koşullarda normal kalabilecek erkekler de eş­cinsel ilişkilere girebilirler. Buna geçici eşcinsellik denir. Fenichel bu konuda "gizli olarak her erkek bu tip eş seçi­mine yeteneklidir. Ancak eğer kadın bulunamıyorsa ikinci seçimi erkekler olur" diyor. Yine bu konuda Fenichel, "bir kimse için dişi ve erkek cinsel organlan arasındaki fark olağadışı bir önem kazandığında ve bu kimsenin diğer in­sanlarla ilişkisi her yönüyle bu insanların cinsiyetine bağlı olduğunda, bu kişi güçlü bir kastrasyon kompleksinin al­tında demektir" diyor. Bu yorumlamadan yola çıkarak "günümüz toplumunda erkeklerin çoğunda kastrasyon kompleksi bulunuyordur" dersem, umarım hata yapmış ol­mam.

Hemen bütün anne-babalar oğullarının heteroseksüel olmasını arzu ederler. Ancak bir çok zaman farkında ol­madan yapılan bazı anne-baba davranışları erkek çocuğu­nun eşcinselliği benimsemesine neden olmaktadır. Daha Önce, "cinsel kimliğin benimsenmesi" bölümünde bahsetti­ğim gibi, çocuklar 3-6 yaşlar arasında Oedipal dönem de­nen bir aşamadan geçerler. Sağlıklı ve dengeli bir anne-babanın oğlu, onların sağladığı destek ve önderlik sayesin­de kişiliğini geliştirir ve Oedipal dönemi normal bir şekil­de aşarak yetişkin döneme ulaşır. Sağlıksız, dengesiz ve ruhsal sorunları olan bir anne-babanın oğlu ise Oedipal dö­nemi olumlu bir şekilde aşamaz. Bu dönemdeki olumsuz­luklar ise yetişkin yaşamında izler bırakır, işte birçok eş­cinselliğin kökeninde de bu dönemin olumsuzlukları yatar. Bu olumsuz anne-baba tutumlarını E. Geçtan şöyle demiştir.

"Kendisi doyum bulamamış anne ya da baba, bu ba­ğımlılık gereksinimlerinden ötürü, kendisine bağımlı bir diğer insanın varlığına katlanamaz, çocuğuna itici, redde­dici tutumlar geliştirir. Bozuk insan ilişkilerinden kaynaklanan yalnızlığını, çocuğunu kendisine bağımlı bırakarak gidermeye çalışır. Anne özellikle kocası ile ilişkilerinde doyumsuz ise, bilincinde olmadığı bazı davranışları ile ço­cuğuna karşı baştan çıkarıcı tutumlar geliştirebilir. Bu tu­tumlar çocuğun hayranlığını kazanma çabalarından, gös­termeciliğe değin türlü biçimlerde ortaya çıkabilir. Kimi anne karşı cinse karşı geliştirmiş olduğu kızgınlık ya da imrenme duygulan nedeniyle, çocuğunu hadımlaştırıcı tu­tumlar geliştirebilir. Öte yandan egemen bir annenin varlı­ğı karşısında silik ve bağımlı kalan bir baba, erkek çocu­ğuna gerekli özdeşim imgesini sağlayamaz. Katı, sert ve cezalandırıcı bir baba ise çocukta hadımlaştırılma karmaşasının pekiştirilmesine yol açar. Bazı anneler, babayı ço­cuğa karşı kıskanarak bu duygunun daha da yoğunlaşması­na neden olurlar".

Bu bölümde erkek cinselliği ile ilgili genel görüşleri­mi ve buna neden olan etkenleri anlatmaya çalıştım. Ko­nunun başında değindiğim gibi, ön yargılarımdan ne derece sıyrılabildiğime siz okurlar karar vereceksiniz. Tabii ki bü­tün bu genel bilgilerden sonra da, nasıl bir yol izleyeceği­nize yine siz karar vereceksiniz.

Ben; birçok zaman bir şeyin yanlışını yapmanın doğrusunu yapmaktan daha zor olduğuna inanıyorum. Çocukların cinsel eğitim için de bu inanışın doğru olduğunu sanıyorum. Umarım aynı şekilde düşünüyoruzdur.

]]>
http://www.saglikkatalogu.com/erkek-escinselligi.html/feed/ 0
Sünnet ve Cinsel Yaşam http://www.saglikkatalogu.com/sunnet-ve-cinsel-yasam.html http://www.saglikkatalogu.com/sunnet-ve-cinsel-yasam.html/#yorum 30 Nov 1999, Tue 00:00:00 +0000 Admin Sünnet Nedir, Sünnet ve Cinsel Yaşam

Sünnet, penisin ucunda başını örten derinin kesilme­si işlemidir. Musevi ve Müslümanlarda dini inanışlar nedeniyle zorunlu bir uygulamadır. Ancak bu kitapta olayın dinsel yönü ele alınmayacaktır. Bir psikiyatrist olmanın ötesinde, bir doktor olarak sünnete taraftarım. Bilimsel araştırmalar penis ile ilgili hastalıkların, sünnetsizlerce sünnetlilere oranla daha fazla olduğunu göstermiştir. Yani kişilerin sünnet olması beden sağlığı yönünden olumludur. Ancak ben burada işin bedensel yönünden çok ruhsal yö­nünü vurgulamak istiyorum.
Sünnet hangi yaşlarda olmalıdır? Veya hangi yaşlar­da olması daha uygundur? Doğduktan sonra ağrı duygusu­nun en az olduğu ilk 15 gün en uygunudur. Daha sonra ki ilk altı ay içinde de olabilir. Bu şekilde çocuk sünnet ola­yının ruhsal travmasını yani korkusunu yaşamamış olur. Gerçekte de sünnet olayında en önemli sorun bu ruhsal korkudur. Özellikle sosyo-kültürel bakımdan geri ailelerde sünnet ile ilgili çocukları korkutma olayı yaygın bir şekil­de yapılan çok hatalı bir uygulamadır. Büyüklerin şaka şeklinde söylediği, "yaramazlık yaparsan pipini keseriz, bak sonra sünnet ederiz" sözleri çocukları tahmin edebile­ceğimizden çok fazla etkiler, ileri yaşlarda bazı iktidarsızlık durumlarına veya ruhsal rahatsızlıklara yol açabilir. Veya tam tersine olarak" sünnet olduktan sonra "hadi be­nim aslan oğlum, göster bakayım pipini" şeklinde konuş­malar da zararlıdır. O zaman da erkeğin penisini aşın önemsemesine ve penisi yüzünden aşın gururlanmasına yol açar. Oysa penis ne utanılıp saklanılacak, ne de aşın önemsenip gururlanılacak bir organdır. Unutmayalım ki penis de sadece bir organdır.

Sünnetin 4-6 ve hatta 3-7 yaşlar arasında olmasına ruh sağlığı yönünden karşıyım. Daha önce de değindiğim gibi çocuk bu dönemde "Oedipal dönem" dediğimiz bir dönem yaşar. Yani erkek çocuk annesine aşıktır, oysa an­nesinin sevgilisi babasıdır. işte bu dönemde, annesinin sevgisini kazanabilmek için babası gibi olmaya çalışırken adına "kastrasyon kompleksi" (penisin kesilmesi korkusu) dediğimiz bilinçdışı bir süreç yaşar. Yani annesine karşı olan sevgisinden dolayı babasının kendisine kızacağı ve penisini keserek cezalandıracağı korkusunu yaşar. Tabii ki bu korku bilinç dışı bir korkudur. Bu dönemlerde ortaya çıkabilen at, köpek veya öcü korkularının altında bir çok zaman bu kompleks yatar. işte bu dönemde sünnet olayı veya sünnet ile ilgili herhangi bir şaka bilinçdışı olan kast­rasyon kompleksini uyarabilir. Çocuk kendisini "cezalandırıldım" şeklinde algılayabilir ve haliyle ruhsal rahatsızlıklar geliştirebilir. Psikiyatri biliminde ruhsal rahatsızlık belirtisiyle buna neden olan olay arasında, matematiksel bir bağlantı kurmak pek kolay değildir. Ancak meslek ha­yatımda iktidarsızlık nedeniyle gördüğüm bir çok genç er­keğin bu döneme ilişkin sorunlarının olduğundan daima kuşku duymuşumdur.

Son olarak sünnet, 7-8 yaş ve sonrasında da olabilir. Özellikle geleneklere bağlı ailelere bu yaşlardan sonrası önerilir. Nedense sünnetlerde eğlenceli bir tören yapmak adet haline gelmiştir. Birçok kişi oğluna "artık sünnet olup erkek olacaksın" der. Penisin ucundaki deri parçası­nın kesilmesi basit bir tıbbi operasyondur. Ben de, oldum olası merak ederim; acaba bir erkek bu deri parçası kesil­di diye nasıl erkek olur? ilkel, feodal toplumlardan kalma adet ve inanışlar ne yazık ki yirminci yüzyılda bile hâlâ ta­raftar bulabiliyor. Eğer 7-8 yaş ve sonrasında bu operas­yon yapılacaksa, bu taktirde de çocuğa yapılacak işlem tekrar tekrar çok detaylı bir şekilde anlatılmalıdır. Çocuk olayı çok iyi bir şekilde anlamalıdır. Operasyon kesinlikle bir uzman tarafından yapılmalıdır, (çocuk cerrahı veya ürolog)

Bir de şöyle bir olasılık var, eğer 9-10 yaşındaki oğ­lunuz sünnet olmak istemez ise ne yapacağız. Zor mu kul­lanacağız, "peki istemiyorsan olma"mı diyeceğiz. Gerçek­ten güç bir soru. İnsan haklan ve ruh sağlığı yönünden zor kullanmak çok sakıncalıdır. İsterseniz ikna etmeğe veya kandırmaya çalışabilirsiniz, ama eğer başaramıyorsanız, sanırım en doğrusu çocuğun sünnet olmama özgürlüğüne saygı göstermektir.

]]>
Sünnet Nedir, Sünnet ve Cinsel Yaşam

Sünnet, penisin ucunda başını örten derinin kesilme­si işlemidir. Musevi ve Müslümanlarda dini inanışlar nedeniyle zorunlu bir uygulamadır. Ancak bu kitapta olayın dinsel yönü ele alınmayacaktır. Bir psikiyatrist olmanın ötesinde, bir doktor olarak sünnete taraftarım. Bilimsel araştırmalar penis ile ilgili hastalıkların, sünnetsizlerce sünnetlilere oranla daha fazla olduğunu göstermiştir. Yani kişilerin sünnet olması beden sağlığı yönünden olumludur. Ancak ben burada işin bedensel yönünden çok ruhsal yö­nünü vurgulamak istiyorum.
Sünnet hangi yaşlarda olmalıdır? Veya hangi yaşlar­da olması daha uygundur? Doğduktan sonra ağrı duygusu­nun en az olduğu ilk 15 gün en uygunudur. Daha sonra ki ilk altı ay içinde de olabilir. Bu şekilde çocuk sünnet ola­yının ruhsal travmasını yani korkusunu yaşamamış olur. Gerçekte de sünnet olayında en önemli sorun bu ruhsal korkudur. Özellikle sosyo-kültürel bakımdan geri ailelerde sünnet ile ilgili çocukları korkutma olayı yaygın bir şekil­de yapılan çok hatalı bir uygulamadır. Büyüklerin şaka şeklinde söylediği, "yaramazlık yaparsan pipini keseriz, bak sonra sünnet ederiz" sözleri çocukları tahmin edebile­ceğimizden çok fazla etkiler, ileri yaşlarda bazı iktidarsızlık durumlarına veya ruhsal rahatsızlıklara yol açabilir. Veya tam tersine olarak" sünnet olduktan sonra "hadi be­nim aslan oğlum, göster bakayım pipini" şeklinde konuş­malar da zararlıdır. O zaman da erkeğin penisini aşın önemsemesine ve penisi yüzünden aşın gururlanmasına yol açar. Oysa penis ne utanılıp saklanılacak, ne de aşın önemsenip gururlanılacak bir organdır. Unutmayalım ki penis de sadece bir organdır.

Sünnetin 4-6 ve hatta 3-7 yaşlar arasında olmasına ruh sağlığı yönünden karşıyım. Daha önce de değindiğim gibi çocuk bu dönemde "Oedipal dönem" dediğimiz bir dönem yaşar. Yani erkek çocuk annesine aşıktır, oysa an­nesinin sevgilisi babasıdır. işte bu dönemde, annesinin sevgisini kazanabilmek için babası gibi olmaya çalışırken adına "kastrasyon kompleksi" (penisin kesilmesi korkusu) dediğimiz bilinçdışı bir süreç yaşar. Yani annesine karşı olan sevgisinden dolayı babasının kendisine kızacağı ve penisini keserek cezalandıracağı korkusunu yaşar. Tabii ki bu korku bilinç dışı bir korkudur. Bu dönemlerde ortaya çıkabilen at, köpek veya öcü korkularının altında bir çok zaman bu kompleks yatar. işte bu dönemde sünnet olayı veya sünnet ile ilgili herhangi bir şaka bilinçdışı olan kast­rasyon kompleksini uyarabilir. Çocuk kendisini "cezalandırıldım" şeklinde algılayabilir ve haliyle ruhsal rahatsızlıklar geliştirebilir. Psikiyatri biliminde ruhsal rahatsızlık belirtisiyle buna neden olan olay arasında, matematiksel bir bağlantı kurmak pek kolay değildir. Ancak meslek ha­yatımda iktidarsızlık nedeniyle gördüğüm bir çok genç er­keğin bu döneme ilişkin sorunlarının olduğundan daima kuşku duymuşumdur.

Son olarak sünnet, 7-8 yaş ve sonrasında da olabilir. Özellikle geleneklere bağlı ailelere bu yaşlardan sonrası önerilir. Nedense sünnetlerde eğlenceli bir tören yapmak adet haline gelmiştir. Birçok kişi oğluna "artık sünnet olup erkek olacaksın" der. Penisin ucundaki deri parçası­nın kesilmesi basit bir tıbbi operasyondur. Ben de, oldum olası merak ederim; acaba bir erkek bu deri parçası kesil­di diye nasıl erkek olur? ilkel, feodal toplumlardan kalma adet ve inanışlar ne yazık ki yirminci yüzyılda bile hâlâ ta­raftar bulabiliyor. Eğer 7-8 yaş ve sonrasında bu operas­yon yapılacaksa, bu taktirde de çocuğa yapılacak işlem tekrar tekrar çok detaylı bir şekilde anlatılmalıdır. Çocuk olayı çok iyi bir şekilde anlamalıdır. Operasyon kesinlikle bir uzman tarafından yapılmalıdır, (çocuk cerrahı veya ürolog)

Bir de şöyle bir olasılık var, eğer 9-10 yaşındaki oğ­lunuz sünnet olmak istemez ise ne yapacağız. Zor mu kul­lanacağız, "peki istemiyorsan olma"mı diyeceğiz. Gerçek­ten güç bir soru. İnsan haklan ve ruh sağlığı yönünden zor kullanmak çok sakıncalıdır. İsterseniz ikna etmeğe veya kandırmaya çalışabilirsiniz, ama eğer başaramıyorsanız, sanırım en doğrusu çocuğun sünnet olmama özgürlüğüne saygı göstermektir.

]]>
http://www.saglikkatalogu.com/sunnet-ve-cinsel-yasam.html/feed/ 0
Penis ve İlk Ejekülasyon (Döl Gelmesi) http://www.saglikkatalogu.com/penis-ve-ilk-ejekulasyon-dol-gelmesi.html http://www.saglikkatalogu.com/penis-ve-ilk-ejekulasyon-dol-gelmesi.html/#yorum 30 Nov 1999, Tue 00:00:00 +0000 Admin Penis ve İlk Ejekülasyon (Döl Gelmesi) Üzerine

Tarih boyunca çeşitli toplumlarda, hatalı bir şekilde erkeğin penisinin boyu ile gücü ve kuvveti eşdeğer bir şe­kilde anılırdı. Adeta bir erkeğin ne kadar güçlü bir erkek olduğu, sanki penisinin boyuna bağlıymış gibi ele alınırdı. Bu tür inanışların saçma olduğunu belirtmeye bile gerek olduğunu sanmıyorum. Nasıl ki bir insanın burnu veya ku­lağı o insanın gücünün veya kuvvetinin sembolü değilse, aynı şekilde penis de bir insanın gücünün sembolü olamaz. Diğer organları gibi o insanın sadece bir organıdır. Tarihte ataerkil aile düzeninin yani erkek egemenliğinin söz konu­su olduğu toplumlarda penisin rolü abartılmıştır. Hâlâ da feodal değer yargılarının etkili olduğu kişilerde yukarda eleştirdiğim saçma inanışlar geçerlidir.

Ancak bu karikatürdeki gibi köhnemiş değer yargıla­rına hâlâ inananlar bulunsa da, zamanla kaybolacağına inanıyorum.

Penislerinin boyu küçük diye ruhsal bunalıma giren bir çok yetişkin erkek tanırım. Ne yazık ki penislerinin bo­yu bir çok erkek için hâlâ önemli bir sorun olmaya devam ediyor. "Acaba penisim yeteri kadar büyük mü?" veya "ya penisim küçükse?" düşünceleri gençlik çağlarında yaygın­dır. Bu yüzden yaşamı kendisine zehir eden ve ciddi ola­rak aşağılık kompleksine kapılan bir çok erkek vardır. Ga­zetelerin okuyucu mektubu köşelerinde bu tipten korkula­rın ifade edildiği yazılara rastlayabilirsiniz. Oysa bu gün bilimsel olarak kabul edilen bir gerçek var. Önemli olan bir penisinin boyu veya çapı değil, iş görmesidir. Ortala­ma olarak yetişkin bir erkeğin penisi 11-12 cm'den, 26-27 cm'.ye kadar değişebilir. Ancak bir erkeğin penisi 30 cm de olsa, 12 cm 'de olsa farketmez. Çünkü ortalama bir vajen 8-9 cm olduğuna göre penisin ancak bu kadarı vajene gire­bilir. Durum böyle olunca bir erkeğin, penisi 12 cm diye üzülmesinin veya 32 cm diye gururlanmasının ne kadar saçma olduğunu tahmin edebilirsiniz. Ne yazık ki bu ko­nuda genç erkekler çok bilgisizdir. 11-14 yaşlan arasında bazen 3-4 erkeğin topluca bir arada mastürbasyon yapması olabilir. Bazen de 15 yaşında birinin 11 yaşında 3 çocuğa göstererek mastürbasyon yapabilir. Tabii ki bu uygulama­lar sırasında erkek çocuklar birbirlerinin penislerini kıyas­larlar. Aslında bu kıyaslama ileri yaşlarda da devam eder. Umumi tuvaletlerde erkeklerin birbirlerinin penislerine ka­çamak bakış atmaları pek seyrek değildir.

11-16 Yaşlar arasında, gerek mastürbasyon sonucu gerekse gece rüya sırasında erkek çocuklarının penislerin­de döl gelebilir. Bu durum ergenliğe geçişin bir ön belirti­sidir. Bazı erkek çocuklarında erken, bazılarında ise geç olur. Bu konuda çocuklar genellikle birbirleriyle iletişim içindedirler. "Benimki geldi, seninki de geliyormu?" şek­linde konuşurlar. Bazen yukarıda bahsettiğim grup uygulamaları sayesinde de olabilen bir şekilde çocuklar birbirle­rinin penislerini ve kiminki gelmiş, kiminki gecikmiş diye adeta birbirlerini izlerler, ilk ejekülasyonu gecikenler ve penisi biraz ufak olanlar eziklik içine girebilirler. Bu gibi durumları ailenin yakından takip etmesi ve gerekli bilgileri ergenlikten önce vermesi gereklidir.

Oğlunuzla olan tüm eğitim ilişkilerinizde ve özellik­le cinsel eğitimde penisin üzerinde fazla durmamak gerek­lidir. Yani penisin üzerinde çok durularak önemsenmesi yanlıştır. Erkeğin penisini bir fazlalık ve üstünlük gibi gör­memesinin eğitimi çocuklukta verilir. Yani çocukluğunda alacağı bu eğitim sayesinde kadın erkek eşitliğine inanan bir kafa yapısına kavuşabilir.

Son olarak değinmek istediğim bir nokta da, bazen hipoplazik penis dediğimiz gerçekten de normale oranla küçük olan penis olabilir. Henüz ilkokul çağındayken böy­le bir durumu farkederseniz veya kuşkulanırsanız bir üro­loji veya endokrinoloji uzmanına danışmanızı öneririm. Ancak böyle bir durumda da uyarmak isterim, lütfen çok dikkatli olun. Bu girişimler sırasında çocuğunuzun penis ile ilgili korkulara kapılmamasına dikkat edin. Erken teş­his edilen bu gibi durumların tedavisi mümkündür.

]]>
Penis ve İlk Ejekülasyon (Döl Gelmesi) Üzerine

Tarih boyunca çeşitli toplumlarda, hatalı bir şekilde erkeğin penisinin boyu ile gücü ve kuvveti eşdeğer bir şe­kilde anılırdı. Adeta bir erkeğin ne kadar güçlü bir erkek olduğu, sanki penisinin boyuna bağlıymış gibi ele alınırdı. Bu tür inanışların saçma olduğunu belirtmeye bile gerek olduğunu sanmıyorum. Nasıl ki bir insanın burnu veya ku­lağı o insanın gücünün veya kuvvetinin sembolü değilse, aynı şekilde penis de bir insanın gücünün sembolü olamaz. Diğer organları gibi o insanın sadece bir organıdır. Tarihte ataerkil aile düzeninin yani erkek egemenliğinin söz konu­su olduğu toplumlarda penisin rolü abartılmıştır. Hâlâ da feodal değer yargılarının etkili olduğu kişilerde yukarda eleştirdiğim saçma inanışlar geçerlidir.

Ancak bu karikatürdeki gibi köhnemiş değer yargıla­rına hâlâ inananlar bulunsa da, zamanla kaybolacağına inanıyorum.

Penislerinin boyu küçük diye ruhsal bunalıma giren bir çok yetişkin erkek tanırım. Ne yazık ki penislerinin bo­yu bir çok erkek için hâlâ önemli bir sorun olmaya devam ediyor. "Acaba penisim yeteri kadar büyük mü?" veya "ya penisim küçükse?" düşünceleri gençlik çağlarında yaygın­dır. Bu yüzden yaşamı kendisine zehir eden ve ciddi ola­rak aşağılık kompleksine kapılan bir çok erkek vardır. Ga­zetelerin okuyucu mektubu köşelerinde bu tipten korkula­rın ifade edildiği yazılara rastlayabilirsiniz. Oysa bu gün bilimsel olarak kabul edilen bir gerçek var. Önemli olan bir penisinin boyu veya çapı değil, iş görmesidir. Ortala­ma olarak yetişkin bir erkeğin penisi 11-12 cm'den, 26-27 cm'.ye kadar değişebilir. Ancak bir erkeğin penisi 30 cm de olsa, 12 cm 'de olsa farketmez. Çünkü ortalama bir vajen 8-9 cm olduğuna göre penisin ancak bu kadarı vajene gire­bilir. Durum böyle olunca bir erkeğin, penisi 12 cm diye üzülmesinin veya 32 cm diye gururlanmasının ne kadar saçma olduğunu tahmin edebilirsiniz. Ne yazık ki bu ko­nuda genç erkekler çok bilgisizdir. 11-14 yaşlan arasında bazen 3-4 erkeğin topluca bir arada mastürbasyon yapması olabilir. Bazen de 15 yaşında birinin 11 yaşında 3 çocuğa göstererek mastürbasyon yapabilir. Tabii ki bu uygulama­lar sırasında erkek çocuklar birbirlerinin penislerini kıyas­larlar. Aslında bu kıyaslama ileri yaşlarda da devam eder. Umumi tuvaletlerde erkeklerin birbirlerinin penislerine ka­çamak bakış atmaları pek seyrek değildir.

11-16 Yaşlar arasında, gerek mastürbasyon sonucu gerekse gece rüya sırasında erkek çocuklarının penislerin­de döl gelebilir. Bu durum ergenliğe geçişin bir ön belirti­sidir. Bazı erkek çocuklarında erken, bazılarında ise geç olur. Bu konuda çocuklar genellikle birbirleriyle iletişim içindedirler. "Benimki geldi, seninki de geliyormu?" şek­linde konuşurlar. Bazen yukarıda bahsettiğim grup uygulamaları sayesinde de olabilen bir şekilde çocuklar birbirle­rinin penislerini ve kiminki gelmiş, kiminki gecikmiş diye adeta birbirlerini izlerler, ilk ejekülasyonu gecikenler ve penisi biraz ufak olanlar eziklik içine girebilirler. Bu gibi durumları ailenin yakından takip etmesi ve gerekli bilgileri ergenlikten önce vermesi gereklidir.

Oğlunuzla olan tüm eğitim ilişkilerinizde ve özellik­le cinsel eğitimde penisin üzerinde fazla durmamak gerek­lidir. Yani penisin üzerinde çok durularak önemsenmesi yanlıştır. Erkeğin penisini bir fazlalık ve üstünlük gibi gör­memesinin eğitimi çocuklukta verilir. Yani çocukluğunda alacağı bu eğitim sayesinde kadın erkek eşitliğine inanan bir kafa yapısına kavuşabilir.

Son olarak değinmek istediğim bir nokta da, bazen hipoplazik penis dediğimiz gerçekten de normale oranla küçük olan penis olabilir. Henüz ilkokul çağındayken böy­le bir durumu farkederseniz veya kuşkulanırsanız bir üro­loji veya endokrinoloji uzmanına danışmanızı öneririm. Ancak böyle bir durumda da uyarmak isterim, lütfen çok dikkatli olun. Bu girişimler sırasında çocuğunuzun penis ile ilgili korkulara kapılmamasına dikkat edin. Erken teş­his edilen bu gibi durumların tedavisi mümkündür.

]]>
http://www.saglikkatalogu.com/penis-ve-ilk-ejekulasyon-dol-gelmesi.html/feed/ 0